Bilge Adam
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

“Dünya Emekçi Kadınlar Günü adına günün anlam ve önemine uygun bir yazı yazmazsan olmaz!” dedi içimdeki ses. İlk aklıma geleni yazayım derken, o kadar konu arasından sanki başka konu yokmuş gibi şak diye feminizm gelmesin mi aklıma! Benim gibi ruhunda maviyi en koyusundan taşıyan birinin yanından bile geçmeyeceği bir kavrammış gibi dursa da, bu yazımı feminizmin hakkını vererek, her şeyden önce insan hakları adına sağlamından mücadeleye girmiş kadınlarımıza hitaben yazıyorum. “Tavayı sen yıkayacan süpürgeyi ben tutacam!” kavgası yapanların pek bir şey anlayacağını sanmıyorum, zira aynı pencerede değiliz, olamayız da. Bizim pencere onlara yüksek gelir, maazallah bakayım derken düşerler...

Peki feminizm düşüncesini ilk olarak kim ortaya attı dersiniz? Kadının halinden yine bir kadın anlar tezine göre elbette bir kadın olmalı değil mi? Değil işte :) İlk olarak sosyal filozof Charles Fourier tarafından ortaya atılmıştır. Dikkatinizi çekerim, kendisi bir erkek. Hani şu bildiğimiz heterolardan, hani pek çok feministin bilinçli yada bilinçsizce düşman olduğu cinsiyetten. Fourier sosyal gelişmenin kadınlara verilecek daha fazla özgürlükle mümkün olduğunu savunmaktaydı. Günümüzde bile hayatın her alanında kadınlarında var olması için çaba gösteren erkeklerin sayısı azımsanmayacak kadar fazladır. Hal böyleyken kadınlarla ilgili her türlü eylemde “Bu bir kadın hareketidir, erkekleri karıştırmayalım!” diye düşünen zihniyetlere anlam vermek mümkün değil. Birlik olunması gereken konularda yapılan ayrımcılık kazanımların sürecini zorlaştırmaktan başka ne işe yarayabilir? Eğer söz konusu olan en temel hakların eşitliğiyse, omuz omuza, el ele mücadele etmek insanlığın gereğidir.

Hak eşitliği, insanlık şerefi ve kadınlara karar verme özgürlüğü” amaçlarıyla yola çıkmış, politik bir harekettir feminizm. Kadınlara karşı gösterilen cinsiyet hiyerarşisi baskısının sona ermesi için ortaya çıkmıştır. Toplumsal cinsiyet tutumlarının aynı değerde olması için toplumun değişimini amaçlar. Bugün “Yeni Kadın Hareketleri” olarak da adlandırılmaktadır. Amaç, sadece kadın üzerindeki fiziksel şiddete karşı çıkmak değildir. Erkeğin gücünü kadın üzerinde kullanmaya kalkması zaten başlı başına vahşi bir harekettir ve her şeyden önce insan hakkı ihlaline girer yaptığı mesnetsiz eylem. Fiziksel ve psikolojik şiddete karşı durmak kadın erkek herkesin görevidir ve insan hakları çerçevesinde ele alınmalıdır.

Feminizmle ilgili ilk yaklaşımlar 17.yy’da (insan haklarının da desteğiyle) Marie Le Jars de Gourney’ın yazılarında ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra Venedik ‘li Christine de Pizan, Fransız feminist Olympe de Gouges, İngiliz Mary Wollstonecraft ve Berlin ‘li Hedwig Dohm ’un da eserleri feminizm filozofisinin ilkleri arasında sayılabilir. Daha sonra teori olarak feminizm ilk olarak 18.yy ’ın sonları ve 19.yy ‘ın başlarına denk gelen zaman aralığında temel haklar kategorisinde dünya sahnesine çıkmıştır. Doğru okudunuz, “TEMEL HAKLAR”. O dönemlerde temel haklara sahip olanların sadece erkekler olduğu düşünülürdü, zira topluma ataerkil gelenekler hâkimdi. Kadının adı o kadar yoktu ki, “İnsan Hakları = Erkek Hakları” demekti.

Ancak 1793 yılında Fransa da Olympe de Gouges bu durumu protesto etti. Gouges, İnsan Hakları olarak görünen “Erkek Hakları”nın on yedi maddesinin kadınlara uyarlanmasını önerdi. Bunu da şu ünlü sözüyle dile getirdi:

“Eğer kadının idam sehpasına mahkûm olma hakkı varsa, tribünden izleme hakkına da sahip olmalıdır.”

Fransa’da elde edilen bu haklar tüm dünya kadınları adına bir ilktir.

Sanayileşme döneminde özellikle Avrupa ’da kadınlar ve çocuklar erkek işçilerden daha düşük ücretle ve daha kötü koşullarda çalıştırılıyorlardı. Boşanma hakları nerdeyse yoktu. Doğurgan yapısı nedeniyle eve mahkûmdular.

Seçme, seçilme, eğitim özgürlükleri yoktu. Kendi soyadlarını kullanamıyorlardı. Aile içi şiddet, toplu tecavüzler olanca korkunçluğuyla yaşanıyordu. Miraslardan gerekli payı alamıyorlar, işyeri açamıyorlardı. Hele ki evli kadınlar kanun önünde nerdeyse ölü sayılıyorlar zira “mülk” leri kocasına geçmiş oluyor, kocasının “malı” oluyorlardı. Ve daha pek çok akıl dışı zulümlere, yaptırımlara maruz kalıyorlardı.. İşte feminizm bu noktada ortaya çıktı ama aslında bunlar kadın haklarından ziyade insan haklarına giren konulardı. Kadının adı olmadığı için var olma çabasında mecburen kadın hakları olarak irdelendiler. Ve bu çalışmalar hiç de kolay olmadı. En temel ve olması gereken insani haklarına kavuşmak için bile ciddi çabalar harcadı tarihte kadınlar. Yürüyüşler, direnişler, toplantılar, yazılı ve görsel alanda protestolar, aile ve sosyal yaşamda bunu kabul ettirme çabaları vs vs.. Bu yolda ortaya koydukları korkusuz mücadeleler uğruna dışlandılar, tutuklandılar, şiddet gördüler , sürgüne gönderildiler ve hatta hayatlarını kaybettiler.

“İnsan haklarının cinsiyeti yoktur” demiş Hedwig Dohm. Bu insanlık dışı haksızlıkların kadın erkek ayrımı olamaz, bu durum insan hakkı ihlalinden başka hiçbir şeyle açıklanamaz. Bu yüzden de bu anlamdaki haksızlığa karşı, kadınlarla aynı safhada yer alıp çalışmalar yürüten erkek politikacılar, yazarlar, sanatçılar ve toplumun kabul gördüğü pek çok yetkili kişi ve liderler kadınların yanında olmuştur, olmaya da devam edeceklerken, bu hareket bizim hareketimiz lütfen karışmayınız diyebilen abuk sabuk zihniyetlere de akıl fikir diliyorum!

Ülkemizdeki feminizme gelince.. Demokratik, laik ve modern Türkiye projesi kapsamında ki Atatürk devrimleri ile kanunlar önünde bir takım haklara kavuşan kadınlarımız, 80 lerle birlikte uykusundan uyanmış ve ciddi sayılabilecek mücadelelere girmişlerdir. Bu mücadelelerin en önemlisi “Cinsel taciz” lerle ilgili olanlardır. Cinsel taciz, bekâret kontrolü ve tecavüze karşı eylemler, yürüyüşler ve kampanyalar yapılmıştır. Bu eylem ve kampanyaların önemi, “bugün Türkiye’de iş yerinde, aile içinde, sokaklardaki tacizin, kadın bedenine yapılan şiddet olarak kabul edilmesini” sağlamak ve kadınlara kamusal alanda yer alma cesaretini aşılamak olmuştur. Bu anlamdaki ilk feminist yazarlarımızdan Duygu Asena, pek çok kesimden aldığı sert tepkilere rağmen kitapları, panelleri, yazılı ve görsel basındaki söyleşileri ile aktivist çalışmalarda bulunmuştur. 2000 li yıllarda ise hayat kadınlarının, içkili mekanlarda çalışanların saldırıya uğradığında ceza indirimine tabi tutulmalarının haksızlığına karşı yapılan ciddi çalışmalar neticesinde, mesleklerin insan bedenine yapılan saldırılarda söz sahibi olamayacağına karar verilmiş ve bu anlamdaki cezai indirimler kaldırılmıştır.

Peki lezbiyen feminizmi nedir derseniz orda duralım ve bu yazıdan ayrı tutalım, zira kendileri başlı başına bir yazı konusudur, burada kaynamaya gelmez! Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki; Tarihte feminizmin annesi sayılan, en temel haklara sahip olmak uğruna 15 yaşından itibaren mücadeleye girişip bu uğurda kocasını boşayan, eylem ve söylemleri yüzünden iki kere hapse giren, işkence gören, savaş karşıtı eylemleri nedeniyle vatandaşlıktan çıkarılan, sürgüne gönderilen ve özlemler içinde hayatını kaybeden feminist yazar Emma Goldman, camiamızda ki (sanki her sorun halledilmiş de bu kalmış gibi) “tencere, tava, don yıkama sorunsalı” yla nasıl kahramanca mücadele edildiğini görse mezarında hortlardı herhalde!

HAMİŞ : “Bütün kadınlar çiçektir, çiçekler dalında güzeldir” deriz demesine de, nerde güzel bir çiçek görsek koparmaya kalkmadan da duramayız! Çiçekleri dalında sevmeyi öğreneceğimiz, şiddetten ve baskıdan uzak daha güzel bir dünya adına.. Yüreğindeki ışıkla dünyamızı aydınlatan tüm kadınlarımıza yüreğimizden sevgiler saygılar…

Işık ve sevgiyle

Bilge ADAM



Tarih: 06.03.2013

Okunma: 2801
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: Akropolice
I lowe you too hocammm ;)

Feminizm deyince illa ki erkek düşmanlığı mı gelmeli akla, ama maalesef aynen dediğiniz gibi oluyor. Günümüzde feminizm çıkış noktasından çok daha farklı boyutlara taşınmış durumda. O kadar basit konulara indirgendi ki bu durumda konu ciddiyetini de korumakta zorlanıyor. Feminist değilim ancak en temel insani hakların bile zorla elde edildiği bir dünyada hukuksal ve sosyal hakları ilgilendiren eylemlerin de yanındayım.

Fikirlerinize, kaleminize, objektifliğinize, net ve kararlı duruşunuza hayranım. Bilginize, yüreğinize sağlık, ışığınız daim olsun. Saygılar hocam..

  Yorumlayan: Femina
Yazar “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” adına günün anlam ve önemine uygun bir yazı yazayım” demeseydi şaşardım. Çünkü bütün kadın düşmanı erkek yazarlar 8 Mart’ta bunu yazmadan, ukalalık etmeden ve feministlere dil uzatmadan geçmez. “Feminizm yoktur, insan hakları vardır”, gibi popülist yaklaşımlar tutmazsa, biraz daha ileri gidip “Erkeklerle el ele feminizm” naraları bile atarlar. Hatta mutlaka bir yerinde “Feminizm erkek düşmanlığı değil, ama bazı feministler feminizmi bilmiyor” bile derler..
Halbuki sadece ülkemizde dahi binlerce kadın öldürülür, tecavüz edilirken neden erkeklerin “erkek düşmanlığı” diye olmayan bir şeyden bu kadar korktuklarını anlamak mümkün değildir. Bu minvalde yazarımızın da feminist kadınlar karşısında benzer bir korku ve nefrete kapılmış olması doğal görünüyor.


Kendini hem kadınlardan ayrı görüp erkek sathına dahil edeceksin hem de feminizm üzerine yazacaksın. Bu nasıl olacak? Erkek yazarlar önce feministlerin bazı deyimlerini-terimlerini anlayıp dinlemeden red edip, erkekleri ön plana çıkarmanın yolunu ararlar. “Varsa gereği, feminizmi de biz yaparız” türünden bir narsizm yani.


Yazarın “ Feminizm İlk olarak sosyal filozof Charles Fourier tarafından ortaya atılmıştır. Dikkatinizi çekerim, kendisi bir erkek, hani pek çok feministin bilinçli yada bilinçsizce düşman olduğu cinsiyetten ” dediği satırlar doğru mudur peki?


1772-1837 yıllarında yaşamış hayalgücü yüksek bir filozofun gelecekte `ay`ın yerine geçecek altı tane yeni `ay` göğü süsleyecektir; şebnemden zarif bir hale kuzey kutpuna taç olacaktır; - tüm vahşi ve tiksindirici hayvanat yerini karşıtlarına bırakacaktır: karşıaslanlar, karşıayılar, karşıbalinalar, karşıböcekler, karşısıçanlar… gibi şeyler hayal ederken kadınların köle olmadığı bir dünyayı düşünmesi çok acaip değildir. Bu ancak o doğmadan 300 yıl önce yaşayan kadın hakları savunucusu kadınların onun hayal gücüne etkisini gösterir. [Christine de Pizan (d.1363 – ö. 1430)
İngiliz filozof Mary Astell (1666–1731),İngiliz yazar Mary Wollstonecraft’in (27.04.1759 – 10.11.1797)]

Peki ikide bir feminizme erkekler de katılır, sözünü savunmak nedir? İsteyen bazı erkeklerin feminist harekete destek vermesi kimsenin red ettiği bir şey değildir. Ama bu destek , kadınlara gösteriş değil, diğer erkeklere anlatım ve ikna şeklinde olmalıdır. Kadınların eylemlerine karışarak, onlardan daha çok konuşarak, kadınlara feminizm anlatma ukalalığı yaparak olmamalıdır. Çünkü feminizm , görünmeyen birilerine ya da sadece devlete karşı değil tam tersine sokaktaki adama, evinizdeki erkeğe karşı da savaşmayı gerektirir. Bu nedenle eğer varsa kadın haklarına inanan erkekler, diğer erkekleri bu konuda ikna etmenin dışında kadın hakları eylemlerine, toplantı ve gösterilerine karışmamalıdırlar. Eylemler kadınları birleştiren ve beraber sinerji ve hareket imkanı sağlayan olgulardır. Erkeklere karşı hak alma savaşıdır. Erkekler kadınların yanında durmayı erkeklerin erkeklere karşı savaşması demek olduğunu unutmamalıdırlar. Zaten erkeklerin çoğunluğu kadınları kendileri ile eşit görseydi feminizme gerek olmazdı. Demek ki çoğunluğu hala gizli veya açık olarak kadın düşmanıdır.

Gelelim Emma Goldman’a…1886 yılında Emma’yı Amerika’ya sürükleyen kasırga, yalnızca Çarlık Rusya’sının köhnemiş despotizmi değil, aynı zamanda getto ve AİLE GELENEKLERİNİN, onun üzerinde yarattığı dayanılmaz baskıdır. ( Emma Goldman-Hayatımı Yaşarken I.Cilt)


Emma Goldman da diğer bütün feministler gibi savaşın, aile geleneklerine göre evdeki tencere tavaların (mutfak işlerinin),don yıkamaların kadınların üzerine yıkılıp, erkeklerin kendilerini ev işlerinden özgür tutmalarına itiraz ile BAŞLADIĞINI yaşayarak bilmektedir. Dolayısıyla Emma Goldman hortlayacaksa; 21.yüzyılda hala kendine mavi diğer kadınlara pembe diyen, kendine adam diğer kadınlara bayan diyen; hanım denince kızan, abi denince onurlanan; kendini erkek gibi görüp ev işlerini diğer kadınların üzerine yıkıp emeklerini sömürmeye çalışan kadınları görünce hortlardı herhalde.


Bu noktada benim gücüme giden taraf ise; bizim erkeklerden hak alma yolunda çabalarımızın ve harcadığımız enerjinin böylesi kadınlara da laf anlatmaya çalışarak tüketmek zorunda kalmamızdır.

Erkeklerin bu duruma bıyık altından güldüğünü söylemeye gerek yok.

Femina


Not: Yazarın başkalarından aldığı cümleler için tırnak işareti kullanıp, parantez içi isim yazmasının, fikir hırsızlığı gibi bir yanlış algılamayı önleyeceği düşüncesindeyim.

  Yorumlayan: schmied
Elinize sağlık Hocam. Söylenecek çok bir şeyde yok=)

  Yorumlayan: Akropolice
Femina
Siz laf anlatmaya çalışmayın, lafı “ANLAMAYA” çalışın yeter! Şu yazdığınız kin ve nefret dolu yorumunuzla sizde beni şaşırtmadınız! Feministlerden korkmak, kadın düşmanlığı, feministlerle elele naralar falan, abesle iştigal olmuş. Kendisine bayan denilmesinden hoşlanmazlarmış, abi derlermiş vs vs, bu yazıya bunları yorum diye yazmanın mantığını anlayamadım.

Hukuki ve sosyal hakların elde edilmesi anlamında çalışmalar yapmak hangi mantıkla sadece kadınların tekelindedir? Ben erkeklerin, yürüyüşlerde bizzat kadınların yanında olup onlara destek olduklarını da gördüm, aynı erkeklerin çevresindeki diğer erkeklere hak ve sosyal eşitlik için kadınlar adına çalışma yaptıklarını da. Yazılı görsel basında, TV lerde bile erkekler kadınlarla yan yana mesajlar veriyorlar. Kadınlar bile kendi hemcinslerine her türlü kötülüğü ve şiddeti uygulayabiliyorlarken nedir bu erkekleri sürekli bu kadar kötü gösterme çabanız? Şu yorumunuz feministlerin erkek düşmanı olduklarının en güzel ispatı olmuş. Savaş kime karşı yapılır, düşmana! Ayrımcısınız, korkuyorsunuz erkeklerin aramıza karışmasından! O yüzden camiamızdaki aktif ve butch arkadaşları red etmeye yok saymaya çalışıyorsunuz! O yüzden feminizm düşüncesini tarihte ilk defa bir erkeğin ortaya koymasını kabullenemiyorsunuz! O yüzden onların her hareketini ve yaklaşımını ``gösteri`` yada ``ukalalık`` olarak göstermeye çalışıyorsunuz. Bizler eşcinsel kadınlar olabiliriz ama bu dünyada erkeklerde var ve onlarla iç içe yaşıyoruz. Çözüm bulunacaksa bu tek başımıza yırtınmayla olmuyor yüzyıllardır görüldüğü gibi! Onlarla mecburen yollarımız çakışıyor ve haklarımızı elde etmemizin yolu onlarla savaşmak değil akıllı ve kararlı çalışmalar yapmaktan geçiyor.

Sevgili femina, yazarın emekçi kadınlara lafı yok, okuduğunuzu anlamaya çalışın önce, saptırmaya değil! Yazarın feministlere sataştığı falan da yok, tam tersi emekçi kadınların yanında olduğunu ortaya koyan net bir tavrı var. Siz neyi nerden almaya çalışıyorsunuz? Yazıdan da gayet anlaşıldığı üzere yazarın tavrı oturduğu yerden garip ahkamlar kesen “feminist(cik)lere! Zaten sanırım sizde bundan rahatsız oldunuz! Yoksa yazıda farklı anlaşılabilecek hiç bir şey yok.

Yazarımızın verdiği örnekler, isimler ve konuların internetten biraz araştırıldığında doğru olduğunu herkes görür ama maalesef tepkisel olarak çarpıtma ihtiyacı duymuşsunuz. Makale yazar gibi yorum yazmışsınız hızınızı alamayıp ama keşke daha bir elle tutulur olsaydı yazdıklarınız. Ülkemizdeki ev işi kavgasından çok daha ciddi sorunlar var, erkekler bıyık altından gülüyorlarsa buna gülüyorlardır. Hem erkekler hem de hemcinsleri tarafından şiddete kurban giden, aile içi baskı gören, öldürülen kadınlar gibi. Enerjinizi harcayacaksanız bu konulara çözüm için harcayın!

  Yorumlayan: zuhal
bir sorun mu var ?

  Yorumlayan: hatirla_s
Kalemine saglık ,emekçi kadınlar gününe yakısır ,emek verilerek yazılmıs bir yazı ... Okunmasıgerektigini düşünüyorum,içerdigi bilgiler acısından .
Köşe yazarlıgının hakkını vererek, ,periyodik yazılarınla makale bölümününe verdigin emek yadsınamaz

``Hak verilmez alınır`` ne kadar dogru degil mi ? Elde edilen bu haklar için ödenen bedelleri unutmamamız lazım ve binbir zorlukla elde edilen bu hakları koruma görevini içimizde hissetmemiz gerekir diye düşünüyorum

``DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN``

  Yorumlayan: karcicegi
Merhaba, neden Makale adı altında denemeler yazıyorsunuz.Bence, ``Makale` ismi bi` an önce değiştirilmelidir. Ya da bilimsel ve kanıtlanabilir şeyler yazılarak ``Deneme`` yazı türünden çıkılmalıdır. Bu benim fikrim

  Yorumlayan: Admin
Yorumlarınız yazarı değil, yazıyı eleştirmeli değerlendirmelidir. Üyeler arası tartışma yasaktır. Herkes yazıyla alakalı kişisel yorumunu yazmakta özgürdür. Lütfen kurallara uyunuz ve uslubunuza dikkat ediniz.


[Yorum eklemek için tıklayın]