Bilge Adam
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

AYLAN KURDİ

Tarih : 2 Eylül 2015 Yer : Bodrum sahili

Aslında bu haber ne ilk ne de sondu. Batan ilk bot değildi, sonuncu da olmayacaktı. Yerinden yurdundan olan, olmak zorunda bırakılan, bir umutla özgürlük yolculuğuna çıkıp, hayalleri soğuk sularda son bulan binlerce mülteciden biriydi. Kendi yaşadıkları topraklardan kalkarak, hiç bilmedikleri coğrafyalara gelerek, çok zor koşullar altında kendileri ve ailelerinin hayatlarını idame ettirmekten başka amaçları olmayan bu insanları hepimiz çok iyi tanıyoruz. Çok dinledik umuda yolculuk haberlerini. Çok duyduk, kanıksadık, alıştık hatta yine mi dedik, soğuk ve duyarsız bir şekilde. Kızdık, şikayet ettik. Offf bir bitmediler dedik. Kendi açlarımızı doyuramıyoruz bir de bunlar çıktı başımıza diye söylendik. Bize sığınanlara ne iş verdik, ne de aş. Dilenciliğe mahkum ettik, üstüne üstlük zeytinyağı gibi üste çıkıp dilencilikten başka bir şey de bilmezler dedik. Kısacası onları tüm dünya gibi bizde “Sevmedik”. Sanki sevilmemeye çok yabancıymışız gibi..

Sonra bir gün binlerce hayalden biri kıyıya vurdu. Ölü balıklar gibi,.. Kimyasal atıklar, çöp kırıntıları gibi.. sahile vuran beden, 3 yaşındaki Aylan Kurdi’ydi.. O ana tanık olan DHA Bodrum muhabiri Nilüfer Demir, “Yapabileceğim tek şey o çığlığı dünyaya duyurmaktı” dedi. Haber bütün gazetelerde sür manşetten verildi, sosyal medya sallandı, tüm dünya “İnsanlık kıyıya vurdu” dedi...

Kıyıya vurmuş insanlıkla birlikte bir anda krize girdik, insafa geldik. Gözyaşları sel oldu. Hepimiz Suriyeli hepimiz Aylan Kurdi’ydik. Utanç duyduk, af diledik çocuklardan. Bir nevi “bla bla bla” yaptık oturduğumuz yerden. Sonra ne mi oldu, o minik cansız bedeni o gün paylaşıp ağıtlar yaktık ya, ertesi gün yediğimiz balığı içtiğimiz rakıyı göstererek 32 dişimizle like yapılsın diye bekledik. Tabi ne de olsa bu işi çözmeye bizim gücümüz yetmezdi ve hayat devam ediyordu.

Emperyalist güçlerin hüküm sürdüğü bir dünyada fazla ütopik bir düşünceydi zaten benimkisi. Sandım ki dünya ayağa kalkacak. Sandım ki ortalık yıkılacak. Sandım ki öyle bir duyulacak ki feryatlar ve isyanlar, birileri utanacak, insafa gelecek! Birileri artık bir şeylere el atacak ve dünyanın huzura kavuşması için bir başlangıç yapılacak! Hümanistliğin de böylesi fazlaydı tabii.. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer misali. Ama en azından bir kıvılcım çaktı ya, belki büyük bir yangına dönüşebilir diyorum, demek istiyorum hala.. İnsanlığın kanayan yarası mültecilere umut ışığı olabilecek kocaman güneşler doğdurur belki şu yaşanan dev ilticalar. Zaten kimse kimseye meraklı değil ki, kim yerini yurdunu, malını mülkünü hatta sevdiklerini bırakıp, neredeyse çıplak ayakla gitmek ister durduk yere.. Suriyeli 13 yaşındaki Kenan’ın barış çığlığını hatırlıyor musunuz, bir cümleyle bütün her şeyi özetledi adeta “Siz savaşı durdurun, biz zaten gelmeyiz!”

Şimdi düşünüyorum.. Eğer hangisi simge olsun diye yeniden sorulacak olsa, hangisini seçeriz? Camilerin merdivenlerine tüneyen, gelip geçenden yem dilenen, o kirli o gri güvercinler mi barışın simgesi olmalı yoksa Aylan Kurdi mi? Kaç Aylan daha kör kurşunlara hedef olmalı? Kaçı kılıçtan geçirilip yakılmalı? Barışın gelmesi için kaç Aylan daha ölü balıklara dönmeli? Bir bebek bu dünyaya barışı getiremiyorsa, daha ne getirebilir ki?

Eş dost meclislerinde konu gündeme geldiğinde şaşkınlığım bir kat daha arttı. Tamam bu işleri çözmek süper güçlerin elindeydi, onu ilkokul çocuğu bile biliyor da, bizler hangi ara insanlığımızı bu kadar yitirmiştik. “Binlercesi balıklara yem oldu üstadım, Aylan Kurdi nedir ki” dediler! Haklıydılar! Tavuk keser gibi kafaların kesildiği, kafeslerin içine hayvan sürüleri gibi doldurulmuş insanların, üzerlerine benzin dökülüp yakıldığı bir dünyada benim ki de laf mıydı?

Gazeteciliği aktif olarak yaptığım yıllarda çok dramları haber yaptım, bizzat ne fotolar çektim kan donduran, parmaklarımın deklanşöre gitmediği, gecelerce rüyalarıma giren.. Hiçbiri ekranlara düşen bu ve bunun gibi nice minik bedenler kadar sarsmadı beni. Ve adam karşıma geçmiş diyor ki “Binlercesi balıklara yem oldu üstadım!”

HAMİŞ : İnsan, savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse daha iyi değil midir? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız. (Albert Einstein)



Işık ve Sevgiyle

Bilge ADAM



Tarih: 10.09.2015

Okunma: 1993
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: Akropolice
Hocaammmmm yazınızı gördüm yaaa nasıl yani dedim tekrar başlamış mı:)))aylardır gözlerimiz yollarda kaldı , şükür kavuştuk artık :)))

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın der gibi olduk. Alıştık mı alıştırıldık mı bilmiyorum ama her gün bir olay yaşamaktan artık başka hayatları düşünemiyoruz . Bizler yapamadık umarım gelecek nesil başarır.

Lütfen bu kadar ara vermeyin hocam , arkadaşlarlada konuşuyoruz bizi ışığınızdan mahrum etmeyin :))) Kırık duygular bu kadarmı güzel ifade edilir kaleminize bilginize sağlık sizi çok ama çoooookkkkk seviyorummmm :))))))

  Yorumlayan: schmied
Hocammmm yazınızı okumak uzun zaman sonra o denli iyi geldi ki sizi çok özlemişim=) Bu başlangıç bana da destek olacak ve son olmasın. Ağızınıza,yüreğinize sağlık.
Kocaman öpüyorum.


[Yorum eklemek için tıklayın]