Bilge Adam
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

İÇMEZSEN YAZAR OLAMAZSIN !

Giderek yozlaşan ve kokuşan dünyanın içinde tek bir kişi bile bizi düşünüyorsa, yaşamak için sebebimiz var demektir. İşte bu yüzden tüm yozlaşmışlığa rağmen, hala umutlarım var, beni bekleyen mucizelerim var. Biliyorum, bir yerlere saklanmışlar, benim için büyüyorlar, kendilerini bana hazırlıyorlar. Tıpkı benimde kendimi “O” na sakladığım gibi. Yüreğimin sıcaklığını, gözlerimin yeşilini. Ona sakladım dudağımın kıvrımındaki gülümsemeyi, ellerimin titremesini, gelincik tarlasındaki olası sevincimi.. Karışsa da kimi zaman renkler birbirine, biliyorum hayat tek renkten ibaret değildi. Siyah biraz isyankarlık mı yaptı, korkuttu mu umutlarındaki maviyi? Kahverengi bir hüzün mü kondu dudaklarının kıvrımına? Yada gözlerin griye mi yenildi? Ne duruyorsun, sür gelincik tarlasını hepsinin üzerine.. Kızılın coşkusu kazansın. Ne demişti Meral Anne, “Yenilmeyeceksin hayata, ayak direyeceksin. Senin zaferindir, düşmanlarına inat, bir gün daha yaşamak..”

Bana ait olmayan bir hayatın içinde, kahverengi zaferler kazanmanın yanlışını sorgulamayı yağmurlu bir sonbahar gününde bıraktım.. Otobüs durağında.. Gözlerim puslu, gözlerim şiş, gözlerim yorgun. Burnum sızlıyor, içimi bile çekemiyorum. Durak kalabalık. Gözlerim parkın havuzundaki fıskiyeden akan sulara takılıyor. Yem bulmaya çalışan kuşlara bakıyorum. Çimenler gözüme çarpıyor. Gözlerim yanıyor, burnumdaki sızı giderek şiddetleniyor. Otobüslerin biri geliyor biri gidiyor. Ben hala yerimdeyim. Simitçi çocuk geçiyor. Hava hafiften soğuk. Rüzgar içimi titretiyor. Hırkamın açık olan en üst düğmesini kapatıyorum. İnsanları izliyorum. Tonton dedeyi, ağlayan çocuğu, okula giden genç kızı.. Burnumdaki sızı dayanılmaz. Gözlerim kırmızılaşıyor, hissediyorum. Saçlarıma taç niyetine taktığım güneş gözlüğünü çıkarıp gözlerime takıyorum. Takmamla yaşların süzülmesi bir oluyor. Yanağımdan süzülen yaşlar rüzgarın etkisiyle buz olup ürpertiyor beni. Otobüsüm geliyor. Toparlanıp binemiyorum. Yolcularını alıp gidiyor, ben kalıyorum. Ağlıyorum, kimseye aldırmadan, öylece , sessizce ağlıyorum. Gözyaşlarım zincirlerini koparıp da özgürlüğüne kavuşmuş bir esir gibi yağmura karışıyor.. Birden “O” nun varlığını hissediyorum. Başımı sola doğru çeviriyorum. Rüzgar esiyor, ellerini hissediyorum rüzgarda. Yüzüme dokunuyor, gözlerimin yaşını siliyor. Az önce üşüten rüzgar şimdi ılık ılık  sarıyor yüzümü, ruhumu. Burnumdaki sızı diniyor, artık içimi çekebiliyorum. En kötü karar bile kararsız kalmaktan iyidir misali, nihayet bir karar verebilmiş olmanın rahatlığı geliyor üzerime. Oysa ne zaman karar almaya kalksam aklımın tatile çıkası gelirdi hep ve her seferinde meydanı vicdanıma bırakırdı. Vicdanımda süregelen yaşamın içinde, her an gelişebilen yeni olaylar, yeni adımlar yada sorunlar karşısında insiyatifini bol kepçeden dağıtırdı, nasıl da harcandığına aldırmadan. Ama şimdi öyle mi? Renklerin gücü adınaaa, gökkuşağı bende artııııııkkkkk..!

İşte buna içerim! Ne demişti üstad, “İçmezsen yazar olamazsın!” Gerçi o zamanlar bana çikolatayı çağrıştıran “Nobel” ünvanı yoktu, şimdiki kadar kitapları da. Önce “Bu güzel gözlerde böylesi hüzün gezinmesi ne acı” deyip, sonrada o cümleyi söyleyen sanki o değilmiş gibi “Evet hanımlar, ne içersiniz?” diye sorması üzerine Hatice’yle birbirimize baktık. İçimden “Eyvah bugün maskemi almadan mı evden çıkmışım ne!” diye geçirdikten sonra “Ben bir soda alayım” dedim. “Soda?” dedi, kaşlarını kaldırarak, “Hatice hanım yazar olmak istediğinizi söylemişti, içmezseniz yazar olamazsınız!” Şarabı ilk defa o gün sevdim. Kırmızı şişeye girdim, gelincik tarlasında yüzdüm. “Senin adın kırmızı olsun.” dedi, benim adım kırmızının şerefine kaldırdık kadehleri. Dudağımda bir ıslık evimin önüne geldiğimde, ne beni sarmaya çalışan siyahlıklar umurumdaydı, ne de birazdan kopacak kıyamet. Koparsa kopsun bee, bir tanede benim için kopsun, ha bir eksik ha bir fazla ne fark eder! Kapı açıldı. Öfkeden kızıla dönmüş bir çift göz beni karşıladı. Bu akşam her şey gelincik tarlası mı ne? Öfkeden kızarmış gözleri bile benzetip “Ne güzel bakıyor gözlerin, gelincik tarlası gibi!” demek de neyin nesi? Dedim bile. “Sarhoşsun sen!” “Evet sarhoşum. Şarap şişesinde gelincik oldum. Değerim çok fazla, dikkat et koparma!” “Off Allahım kara bahtım, gir hadi içeriye komşular uyanacak!” Vıdı vıdı vıdı! Niye şaşırmadım ve niye umursamadım acaba bu ne üdüğü belirsiz kulak tırmalamasını? “Sen aşk nedir bilmezsin, beni sevmedin ki” demişti şair değil mi? Duymadın mı hiç? Dinle öyleyse..

Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.

Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildiğin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir…
(Ümit Yaşar Oğuzcan) 


Sevgiyle ve ışıkla…
Bilge Adam



Tarih: 02.10.2011

Okunma: 3188
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: visne3333
çok güzel sevgiyle kal...

  Yorumlayan: mavisuu
eline kalemine yüreğine sağlık bildeadam ne güzel anlatmışsın öyle:)sevgiler...

  Yorumlayan: ask_ask_ask
Ne güzel yazmışsın en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir, yüreğine, kalemine sağlık :)

  Yorumlayan: TiJeN
çok güzeldi akışkan...

  Yorumlayan: momo
şiirini bir şiirle tamamlamışsın..yazın bir şiir gibiydi,başka bir şey demiyorum :)

  Yorumlayan: apocalyptica
bir de aşıksan , içmezsen uyuyamazsın..


[Yorum eklemek için tıklayın]