Özgür Kelebek
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

KADIN OLMAK, KADIN DOĞMAK

Sitede yazmaya başladığım günden beri, ‘’kadın’’ kelimesinin içimdeki anlamını sizlere bahsedemediğimi fark ettim. Kadınlar gününde yegâne elime aldım bir keresinde ama kendi içimdeki anlamını dile getirememiştim.

Fark ettikçe, neydi Kadın? Sorusunu sorarak kendime bir yazı oluşturmak istiyorum.

-Evet, neydi Kadın? Kadın olmak mı? Kadın doğmak mı?

Kadın doğmak ölümcüldür bu hayatta. Seni sen yapan her ne varsa değiştirmek ister bu dünya. Yaz geldi herkesin içi kıpır kıpır. Yeni başlangıçlar, yeni aşklarla beraber. Süre gelen ilişkiler çilek tadında. Herkes yaşamak istiyor yoğun duyguları. Kimisi derin aşklar, kimisi liman kenarı tadında huzurlar. Acı çekenler, gözyaşı dökenler, geri dönmesini bekleyenler de aramızda. Çekip gidenler, ne istediğini bilmeyenler, eski bir aşkın hayalet gemisini takip edenler... Ruhu ruhuna sığmayanlar, bedeninde huzur bulamayanlar, kendini kaybederek her yerde arayanlar. Kadın doğmuş olanlar. Kadın olmaktan yorulanlar.

Dünya değişiyor, teknoloji insanın yerine geçiyor ama kadın olmak değişmiyor. Üçüncü sayfa haberlerinin yıldızı kadınlar. Ya öldüler, ya düştüler, ya da öldürdüler, ölemedikleri için. Hiç kimse kendi değil bu hayatta. Hepimiz ailemiz için, sevgilimiz için, arkadaşlarımız için, başka başka rollerdeyiz. Bu yüzden her zaman yalnızdır, kadın doğanlar. Hep anlaşılmak isterler. Kendilerini bir kere olsun karşılıksız dinleyebilecek bir insan beklerler. Kendi olabilen kadın yoktur dünyada.

Anne. Abla. Kardeş. Sevgili. Karı koca. Teyze. Hala. Bir de sen varsın özgürce yaşamaya çalışan ruhunda. Anne olmanın kuralları, abla olmanın kuralları, kardeş olmanın kuralları, çoktan yazıldı. Çıkamazsın dışına. Aşık olmak, sevgili olmak, çok seven az sevilen olmak, karı koca, karı karı, koca koca olmak kelimeler bu kadar vefasızken hiç de zor değil aramızda.

Yazar Zeynep Kaçar KABUK isimli kitabında şöyle anlatıyor kadın olmayı.

`` Doğmalar, büyümeler, danteller, pembeler, uçuşan kaçışan binbir görüntü ve oyuncak bebekler, oyuncak evler, oyuncak çay takımları, yemek odaları, yatak odaları ve oyuncaktan bir gelecek kurgusu, gelecek, gelecek, korkunç ve karanlık, korkunç ve zift gibi, çamur gibi yapış yapış ve içine çeken, sürekli sürekli petrolden bir bataklık, plastikler ve naylonlar, naylondan bilezikler, kolyeler, tokalar, saç örgüleri, kurdeleler, pelerinler, kloş etekler ve fırfırlar, fiyonklar, genç kız terlemeleri, genç kız tüyleri, genç kız sivilceleri, genç kız rüyaları, kurmanın yasak yaşamanın ölümcül olduğu genç kız rüyaları, aşklar ah o aşklar, hülyalı bakışlar, kokulu silgiler, kıvrılmış defter uçları, kıvrılmış kirpikler ve baldırları sıkan beyaz okul çorapları, çağlalar, çilekler, aybaşları, ağrılı, kanlı, kokulu, iç bunaltıcı ve çok öfkeli, memeler şiş, memeler irili ufaklı, sütyen izleri ve sütyen izlerinde kaybolan kendin olabilme hayalleri, daha on beşinde anlamak ve bilmek ve çılgınca bilmek asla ve asla istediğin kişi olamayacağını, istediğinle öpüşemeyeceğini, istediğin işler, istediğin hayatlar ve istediğin koşular ormanlarda, hayvanlar gibi özgür ve hayvanlar gibi kendiliğinden, olmayacak, olmayacak, hep susturulacak, hep içe atılacak, hep dibe gömülecek, daha da dibe, sonsuz bir unutkanlığa teslim olacak kendin olmalar

ve yavaş yavaş ve ama korkunç bir şiddetle dönüşülecek başka bir bene, başka birine, herkesin öyle olmanı istediği, herkesin belirlediği, zamanın, ülkenin, komşu ülkelerin, kendi konu komşunun, annenin, babanın, masalların, ders kitaplarının ve senden önce doğup büyümüş ve kendi olamamış tüm kadınların, onlarla şekillenmek, onlarla yeni bir ben yaratmak, çekiştire çekiştire her yanından, ağdalar, kaş almalar, makyajlar ve korselerle biçim verilerek, fönler ve ojelerle süsleyerek, kırmızılar, kibarlıklar,nazar, zarifliklerle, bokunun bile kokması yasak, anla işte böyle bir dünya, böyle bir dünya ve dünya böyle istiyor seni, hep böyle, hanım hanımcık ve uslu ve söz dinleyen ve itaat eden ve boyun eğen ve kabul eden ve sabreden ve cevaplardan uzak, sorulardan, kalıplar, buz kalıpları gibi seni şekle sokarak ve istediği biçimde dondurarak ruhunu ve kalbini ve aklını ve sen olan ne varsa bedenin dahil ve en çok bedenine işkencelerle sen olan ne varsa onu yok ederek ve akışkan olmanı hiçe sayarak katı kaskatı ve hep bu oluş halinde, hayat çok adil değil, hayat sonsuz.``

Bu koskocaman sonsuzun tam ortasındayız ve bize kadın demelerinin nedeni vajinamız. Beynimiz, aklımız, düşüncelerimiz, isteklerimiz halının altına süpürülmüş bizler meta olup çıkmışız. Nasıl kırılır bu kısır döngü, nasıl var olur ruhlar?

En başında size bahsettiğim gibi, kadının içimdeki anlamına erişememiştim. Şimdi yazdıkça eriştiğim noktaların hesabını yapamıyorum. Kadınlar dünya gibi koskocaman büyük bir meta yığını. İçleri okyanus dışları asla belli olamayacak kadar düz. Ruhları ise sorumun içindeki cevabı bir tane ile sınır tanımayacak kadar uzun ve çetrefilli.

Uzun lafımın kısası;

Hayatta içinizdeki kadına ve karşınızdaki kadına sahip çıkın. Sevin, sevindirin. Önce siz sevinin sonra sevindirin. Ama ‘’kadınlarımıza’’ sahip çıkın…

DİPNOT= Bana bu yazımda yardımcı olan biricik Sevgilime; sonsuz teşekkürlerimi bir borç bilirim. Seni seviyorum Niteliksizinsan.

Sevgilerimle;

Özgür KELEBEK



Tarih: 31.07.2019

Okunma: 272
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: inSan
bkz. çiftlerin birbirini koruma ve kollama içgüdüsü.

  Yorumlayan: inSan
Yazıyı okuduğumda içime bir kasvet doğdu, kendimden/annemden/eşimden yoruldum. Rahmim bana küstü sanki. Memelerimden, vajinamdan, ruhumdan bıktım. Kadın olmayı bu denli ölümcülleştirmek nedendir? Aman başımıza ne geldiyse hep bu pesimist ve ölümcül yerel ve evrensel `ah vah` lardan. Ne erkekler erkekliğin ne kadınlar coğrafyamızda kadınlığın keyfini yaşamıyor. Varsa yoksa kim daha mağdur kim da haklı vs. vs. bizi bizden başkası yaratıp yaşatmıyor oysa ki. Tüm cinsiyetlere, cinsiyetsizlere selam olsun. Nasıl doğduysanız doğdunuz geçmiş geçmişte kaldı, hiç bir kimlikte olmak zorunda değilsiniz şimdiki zaman ve geleceğiniz özgür kalsın.

  Yorumlayan: Niteliksizinsan
Yazıyı okuduktan sonra içinizi kasvet basıyorsa, kendinizden, annenizden,eşinizden yoruluyorsanız, rahminiz küsüyorsa, memelerinizden, vajinanızdan, ruhunuzdan bıkıyorsanız yazı istediği etkiyi sağlamış demektir. Kadın olmak bir tercih olmasına rağmen kadın doğmak tercih değildir. Yaşadıklarımızı, yaşanılanları, bu coğrafyada doğduğu andan itibaren şekillenen kadın algısını yok saymak yerine kabul etmeliyiz.
Ben, bizi bizden başkalarının yarattığını daha doğrusu şekillendirdiğini düşünüyorum. Her şeyden önce değiştirmek istediğimiz ama değiştiremediğimiz bir sistemin içinde yaşıyoruz. Kararlar veriyoruz, tercihler yapıyoruz, deneyimler kazanıyoruz. Çoğunlukla değişiyoruz. Geçmiş geçmişte kalmıyor hiçbir zaman. Tüm hayatımızı etkiliyor.
Yazar, ``Kadın doğmak mı? Kadın olmak mı?`` diye sormuş. Kimse bir kimlik seçmek zorunda değil. Keşke tüm dünya cinsiyetsiz olsaydı. Fakat, bana göre tercih yapabilmek için önce var oluşumuzu kabul etmeli, sevmeli ve özgür kalmalıyız. Reddetmeden, utanmadan, çekinmeden.
Yüreğine, emeğine sağlık Özgür Kelebek. Kadın hakkında milyarlarca şey söylense de kendi pencereni bizlere açtığın için teşekkür ederim.


[Yorum eklemek için tıklayın]