Simurg Nakrut
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

HASTALIK DERECESİN DE SEVMEK

Zamanımızın hastalığı, “sevmek” öyle böyle sevmek değil. Sevilebilmek, sevmeyi en derinin de hissetmeyi özlemek. Rüyalarda hayallerde neredeyse ütopya ya çevirdik gerçek sevmeleri farkında mıyız yok ettiklerimizin? Farkında mıyız içimizde yitirdiklerimizin? Keyif mi alıyoruz acılardan? Mutluluk bir şey getirmiyor nede olsa, acılarla mı beslenmeli diyoruz? Sevmeyi de sevilmeyi de hastalık derecesine mi getirmeli? Ben de bilemedim belki de daha iyimser yaklaşmalı acaba daha mı bir Polyanna olmalı? Ya da bir süper kahraman olup, tüm kırılmışlara yardım mı etmeli? Bu aralar masal kahramanlarına ve çizgi filmlere özenir haldeyim. Masumluğu gerçekçiliği artık sadece orada görecekmişim gibi geliyor. Şair de değilim ki bununla ilgili karalıyım şöyle bir dörtlük, içimizin tamda ortasına oturtup kelimeleri kalbimizdeki baskıyı artırıp beynimize oluk oluk oksijen gitmesini sağlıya bileyim ya da sihirli bir değnekle tüm hüzünleri, nefretleri, maskeleri alıp yerine gülümsemeleri, inançları ve güveni koyabilseydim.

Yazıyı okuyanların “bu ne saçmalamış ya” dediğini duyar gibiyim. Ne kadar karışık değil mi? İşte tam da burada, yaşanılan duyguların karmaşıklığı yeteri kadar varken hali hazırda, birde yaşadığımız ülkede bu bir girdapken, eşcinsel kimliklerle her yerde olduğumuz halde hiç bir yerdeymişiz gibi kabul görmemişliğimiz varken, zaten içimizde yaşadığımız fırtınaların aşkların entrikaların içinde yeteri kadar kırılmış itelenmiş bir o kadar yitirilmişken, derdimiz ne? İçimiz de bari birbirimize tutunalım, yaşayalım dost can arkadaş sevgili artık ne olmak makbulse o olalım. Ama nerde! Cinsel kimliklerden önce insan olabilmeyi başarsak keşke, o zaman yeterli saygı güven hoşgörü ardı ardına gelecek ve bozulmuş psikolojiler asla olmayacak ama dedim yaa nerdeeee..

Ya çok sevmekten ya çok sevilmekten ya da hiç sevilememekten beynimizin bölmelerinde düzeltilmesi imkansız hatalar var. Herkes bir nedenle bir şekilde bir başka insandan çıkartıyor acılarının tümünü. Yaşadığımız zaman da ki realist sevgisizliğin amacı; “Yaşananları ardın da bırakıp, yıkılan yok edilen her duygunun ilacını bulup kıyasıya sevmemeyi öğrenmektir” Ekini ekeriz sularız büyütürüz ve biçeriz. Bazen hasat kargalar tarafından yağmalanır, bazense hava koşulları nedeniyle yapılan tüm emekler donar gider yine elde de avuçta da hiç bir şey kalmaz yiter biter gider ve en baştan yine ve yeniden en baştan başlarsın “tarlanı ek emek ver” Bununla birlikte bencildir de sevgi, bir kişi kıyasıya mücadelesini verirken diğer taraf donuklaşır sus pus nefessiz kalır. Gıkını bile çıkarmaz, korkuları vardır elbette ki ve ardında bırakacağı hayaller yada sakladığı kocaman gerçekler!

Peki kıyasıya mücadele edenin yok mu korkuları, sakladıkları.. Elbette ki var. Her insanın içinde oluşturduğu bir kilitli sandık hep olmuştur olmaya da devam edecek ve bazen karşılıklı değildir sevmeler.Tanışırsın keyif alırsın mutlu olursun ``işte tam da aradığım kişiyi buldum işte bu benim hayallerimin içimde büyüttüğüm kocaman sevginin tamda kendisi`` dersin ve mücadeleye başlarsın. Bunu sen yaparsın böyle olmasını istediğin için, yaşamak istediğin için, yani sadece kendin için istersin bencilce.. Bir diğer yandan henüz inanmayı başaramamış, kalkanlarının içinde kaybolmuş, karanlıklar içinde damla damla belki de oluk oluk akıttığı göz yaşlarının hemen ardından yüreğinin girişlerini kapatmış birinden bunu isteyemezsin. Zaten yaşadıkları ve yaşatılan duyguların yıkımı tüm benliğini sarmışken, belki de sadece iğleşmek için tutunmuştur sana. Belki de gerçekten sevilmek hoşuna gitmiştir, belki tekrar acılarına bir yenisini daha eklememek için susmuştur.

Bir taraf ne kadar bencilse, diğer tarafta kendince bencildir. Her zaman durgun nehirlerin ardından gelen bir şelale gibi bilir acıyı unutmamış yürek, bilir ki önceki yürek acısı diğerinin yanında sadece yeni bir tecrübenin ayak seslerini fısıldar. Bunu net hisseder ve sessizce bekler susar, izler, tanır, gider sonra kıyasıya mücadele edende hayal gücü devreye girer acaba öylemi dedi, acaba böylemi dedi, ne dedi, ne yaptı kim ne söyledi gizli sandığında kalan sırları birilerimi yumurtladı? acaba neler oluyor. ``Allah’ım sustursun biri şu kafamın içindekileri `` ve anlamsız soru cevaplar beyin hücrelerini an be an ele geçirir. Sonuç ise karmaşık bir saplantı, her iki taraf adına başlayan nefret etme süreci yada unutulamayan aşkların serüveni buruşturulup beynin herhangi bir bölgesine sıkıştırılıp atılmış bir hikayenin yeniden hayata merhaba dedirtilmesi.

Çünkü daima gelen gideni aratır ve daima bir aşk diğer aşkın intikamı olmak zorundaymış gibi kapılıp gidilen bir hastalıktır sevmek. Sevilmek, sevilmeyi umarak beklemek bilinçsizce koşar adımlarla birinden bir diğerine ışık hızıyla yaşamaya çalışıp, bin parçaya bölündüğümüz sevilmenin sevgisizliğe dönüştüğü o müthiş kabusun başlangıç noktası. Herkesin kendince duyguları duygusuzlukları yaşama ve yaşattırma tarzı elbette vardır. Kimi susar gider, kimi yıkarda gider..
Birde bu sevilmeyi beklerken, denerken Ego tatminleri dediğimiz alengirli bir şey de var. Hayatımızın içinde olmazsa olmazımız egolarımız! Bende egolarıma yenik düşüp, bir nevi hayatın içinde kendi bencilliklerim uğruna nasiplendirdiğim insanoğlu vardır elbette Ama bilerek ama bilmeyerek, hayatın akışı için de, hali hazırda her şey bilerekte yaşanmıyor.

Velhasıl kelam zamanın içinde hastalık derecesinde ki aşk da değişiyor. Kopan bir yer var. Hırçınlaşmanın, kahrolmanın hırslanmanın hiç bir manası yok ki sonrasında dönüşülen ve söylenen of of kömür gibi yanıyorum of of sinir küpü oluyorum offff off ve pişmanlıklar, hayal kırıklıkları.. Herkes kendince hayat hikayesini sıralıyor yazıyor çiziyor tanımadığı bilmediği için daha da fazlasını ekleyip çıkartıp olmak istediği kalıbı yansıtıyor ve insan beyni daima anlamak istediğini anlayıp algılayıp yorumluyor.

Herkes kendince haklı bu hayatta. Ben sen o bu şu onlar bunlar her bir yerde ki insanoğlu hepsi haklı hepsi kırılmış hepsi incinmiş hepsi hayatın dikenlerinden nasibini almış herkes kendince iyi herkes kendince doğru herkes kendince başarılı. Dostumun bana sürekli söylediği gibi her şeyin başlangıcı olduğu gibi her başlayan şeyinde bir sonu elbette vardır belki 1 ay belki 10 yıl sürer ama her şey biter güzellikleri ve sevgiyi hızlı yaşayıp bitirmektense yavaş yavaş sindirerek hazmederek içinize hapis ederek yaşamalıyız.

Geçmişi elimizin üstünde tutup geleceğimizi göremez haldeyiz, hastalık derecesinde sevmelerden vazgeçmeliyiz ve mutsuzluklara yeni mutluluklar ve güzel başlangıçlar katmasını dilemeliyiz. Evren bize en en güzellerini sunduğu anda yüzümüzdeki, geçmişimizdeki hüsranlar silindiğinde şükürlerle doldurmalıyız gülümseyen yürekleri...

Gökkuşağının altındaki tüm güzel yüreklere, gülümsemeler hep daim olsun. Hep kendimcedir laflarım sürç i lisan ettiysem affola
Sevgilerle..



Tarih: 02.12.2014

Okunma: 1926
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: Gaietyist
Yeni bir sevgiye kapinizi acarken, gecmisle karsilastirmadan ama yaptigimiz hatalari tekrarlamayarak aksine yeni bir baslangicin belki de hayatimizda bir ilki yasattirip, sizinle butunlesecek biri cikacakmiscasina coskulu olmak gerek. Pozitif adimlar karsilikli olursa, biryere gider ama sans da buyuk faktor...doludizgin baslayip da cok da cabuk tuketmemek gerekir kanimca..

  Yorumlayan: ruyanehri2
Tam da böyle aptal bir süreç ten gecmekteyim..güzel anlatmışsiniz tebrikler yaziniz gayet güzel.. Ancak yeni baslangiclar icin devam mi etmeli durup biraz daha beklemeli mi bilemedim doğrusu

  Yorumlayan: Albus
Yazınız çok güzel. Çok beğendim. Ellerinize sağlık.

- Geçmişini unutamayanlara yara bandı olmak kadar acı bir şey yoktur herhalde. Hele ki o yaraları bir türlü pıhtı tutmuyorsa. Bir de sanırım sevişmek birlikte olmak falan hadi tamam ama asıl ayrılırken ortaya çıkıyor kişilerin karakteri: Ümit Yaşar demiş ki: insan ayrılırken bile büyük olmalı. Bunu başarabiliyorsak ne mutlu.

  Yorumlayan: laciVert
Tebrik ederim..Başarılı bir yazı..
laciVert...

  Yorumlayan: tiryaki84
Herkes bir nedenle bir şekilde bir başka insandan çıkartıyor acılarının tümünü. diyebilen insan candır...

  Yorumlayan: nur1988

Tebrik ederim sizi gayet basarili bir yazi bir cok kişinin duygularina tecrüman oldunuz..


[Yorum eklemek için tıklayın]