Simurg Nakrut
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

Güçlü Olma Zamanı !

Korkularım ve umutsuzluklarım var. Nasıl ki bende bu yüklü bir hurçsa, sizlerde de öyle olduğunu gayet açık bir şekilde görüyorum.

Bunu nereden mi anlıyorum? Tanıştığım kişilerin gözlerinde görebiliyorum, hissediyorum. Bir altıncı his var içimde beni benden alıp da götüren. Empati kurabilme yeteneği olmasaydı keşke dediğim zamanlar o kadar çok ki! Neyse sonuç olarak yanılmıyorum.

Aptal olduğum zamanlar da oluyor tabi ki. Hissetsem de, kabullenmeyip üstüne üstüne gittiğim yaşam hikâyeleriyle doluyum herkesler gibi. Net olarak şunu itiraf etmeliyim ki, Algida şemsiyesi kısmından çıkıp sirk çadırı modunda olduğum bir dönemdeyim ama sonuçta mükemmel değilim. Her halükarda insanım, hatalarını kabullenebilmesi gereken aciz bir yaradılışım. Kabullenmeliyim ki bir daha aynı şekilde çarpmasın bana o duvar.

Biliyorum hepimizde yerleşmiş kazıklar tarlası illaki var. Hayat bazen öyle acımasız davranıyor ki, sanki 8. kattan tırtıklı bir duvara ışık hızıyla fırlatılmış, sürtünerek aşağı doğru indiğinizi hayal edebiliyorum. Eminim bildiğiniz kelimeler bu tür bir acıyı anlatmaya yetmeyecektir.

Sonuç olarak acılar hissiyatlarla her an bir gol atıp, çekip gidiyor. Çoğumuz, çevremizde tanıdığımız ruhların iyi olduğuna inanan, saydam benlikleriz. Lakin sinsice hareket eden bir grupta var.

Nasıl melekle şeytan aynı ırktansa, sonuç iyi ve kötüyü sembolize ediyor. İşte bu oluşum maalesef tüm canlılar için de geçerli. Hayatımızı körleştiren, aylarımızı haftalarımızı zindan eden sinsi tilkiler, çakallar sürüsünün içinde nefes almaya çalışıyoruz. Artık gözümüzü kötü ruhlara karşı dört açmalıyız acılar iyi yüreklere mesken tutmamalı!


Mükemmellik göstergelerine kanmayın. Kelimenin başı sonu, enikonu ben aslında Leonardo Dicaprio`nun torunuyum, aslında ben Angelina Jolie’yim edalarında kendini öven, olmadığı bir kişiliği simgeleyenlerden, tanıdıkça fark edip algılayıp fazla muhattap olmadan gör algıla kendin için terk et! Yoksa bu paket kendini otomatik olarak yok edecek, aylarına yıllarına ziyan vermeden kaaaçççç!!!

Bu yüzden etrafımda sarıldığım dostlarımı çok fazla sever haldeyim. Yalakalık yok, aman bu beni bırakmasın derdi yok, birbirimizin arkasından konuşup yüzümüze gülücükler takmak yok! Çünkü bizim fazla insana ihtiyacımız yok! Sevgiyle sarılıp, sevgiyle iki lafın belini kırıp, çok güzel mi güzel hatun kişinin sütlü kahvesiyle keklerimizin arasındaki keyiflerle birlikte, gündemin içinden başlayıp dışından bitirdiğimiz cümlelerin sonunda, sarılarak sevgiyle bıraktığımız hediye gibi, öpücüklerimizle sonlandırıp ertesi gün yeni bir gülümsemeyle yeni bir merhabayla başladığımız her anı seviyorum.

Neyse yine konudan konuya atlıyorum, topluyooruumm hop topladım :))
Sahte bir kimlik ile ya da saklı bir noktadan değil, hayatın tam da içinden yazmaya çalışıyorum.

Sanki karşınıza oturmuş sohbet ediyormuşçasına biraz kendimce, biraz da gözlemlediklerimden yola çıkıyorum. Net bir algıyla baktığımda ise gördüğüm tek şey bizlerin Aşk tan önce kendimize olan sevgimize ihtiyacımız olduğunu görüyorum. Huzuru kendi içimizde bulamazsak, başka yerlerde aramak sadece bizi kayboluşa sürükler. O yüzden birine mi ihtiyacın var! Hemen ellerini kenetle, dur, düşün, aynada yansıyan yüzünle kavga et. Bazen aynada yansıyan bir yüz görmesekte, duygularının gücünden asla korkma! Savaş, güçlen, evrimin gerçekleşeceği zaman düşünmene bile gerek kalmayacak. İnancınızdan ise asla vazgeçmeyin! Lütfen kendiniz olmaktan korkmayın, yılmayın, yıpratılmanıza izin vermeyin.

Bir oyun tahtası olduğunuz düşüncesinde bırakılsanız dahi, ne yaşarsanız yaşayın sadece kendiniz için yapmaya çalışın, duruşunuzdan, düşüncelerinizden ödün vermediğiniz sürece, bu kargaşanın içinde boğulmaya mahkûmdur ağzı salyalı, aklı belden aşağı, zikriyle fikrinde yazarlardan şairlerden alıntı yapmış, maskelerle gizlenmiş, kendi benliğini bulamamış ruhların yalnızlığı.... Ve daima güçlü olacak iyi yürekli insanlar, yaralar er ya da geç iyileşir! Lakin pişmanlık bir ömür boyu bırakmaz peşlerini bir gölge misali, bırakın o pişmanlıkların gölgesinde kalsınlar, kurtarmaya çalışmayın! Bataklık misali sizi de içine alır...


Aslında bu ruhsal kayboluşların başlamasında ki en büyük etkendir ailelerimiz. Kişisel olarak bir çocuk değil de, bizleri bir birey olarak görüp, diyaloglarını o algıyla kurmuş, bizim seçimlerimizi, ilgilerimizi gözlemleyip bizlere ışık olmuş olsalardı belki de her alanda ki kayboluşları yaşamayacaktık. Oldu ki bu ruhsal kayboluşu yaşadık, nitekim onlar ailelerimiz, onun da üstesinden gelebilmek sadece bizim elimizde.

Bize Yaratanın sunduğu bir beyin var, ee kullanmak gerekiyor öyle boş boş kafanın içinde durmasına müsaade edersen olmaz ki! Doldur içini! Ama gereksiz laf kalabalıklarıyla değil, kararsızlıkların içinde kaybolarak değil. O kitap, şu roman ne fark eder ki! Mevzu ruhumuzdaki yok oluşları nasıl kimseye tutunmadan ya da birilerinin canını yakmadan kendince ayağa kaldırıp büyütebilirsin, yüceltebilirsin, mutlulukla nasıl nefes alabilirsin olmalı.

Bazı ruhlar acıyla, bazısı kederle, bazısı kıskançlıkla, bazısı mutluluklarla besler benliğini. Atalarımız boşuna dememiş insan denen varlığın fikri neyse zikri de odur diye. Ne olduğumuzu, kim olduğumuzu, her şeyden önce insan olduğumuzu unutmamalıyız.

Yaşadığınız hayatın standartlarında kaybolup karanlıklara hapsetmeyin o güzel yüreklerinizi, müsaade etmeyin karartmalarına. Evet, ben bir Eş-cin-se-lim! Üzgün mü olmalıyım acaba böyle bir tecrübe yaşadığım için? Hayır değilim, aksine daha da mutluyum, daha güçlüyüm, kaçmıyorum kaçmayacağım da. Aslında en önemli nokta ise herkesten her şeyden kaçıyor olmanız. Kaçtıkça ötelenmenizdeki kargaşa da asla bitmeyecek ve kaçtıkça art niyetli insanlar sizin kaçış noktalarınızdan yola çıkarak tehditler içinde kayboluşlarınızı sunacaklar. Sizin ruhunuzu, zihninizi oyunlarla bulamaç haline getirmelerine asla müsaade etmeyin.

Cesurca savunun hissettiklerinizi! Savunun ki hayatınızın içinde yok olmadan düşlerinizde ne varsa, neye inanıyorsanız yapın.
Ben bir eşcinselim, beklide yıllar yılı olan ve bastırılmış bir duygunun su yüzüne çıkartılmış bir yüzüyüm! Sen ne anlarsın, yıllardır nelerle savaşıyoruz biz diyenler de vardır illaki. Siz yıllar yılı korkularınızla gölgeniz gibi yaşadığınızdan, sizin yıllarca algılayamadığınızı ben cesaretimle daha çabuk öğrendim korkmuyorum ve bu oluşumdan korkmaya da hiç niyetimde yok.

Etrafımdaki kadın, erkek yakınımda olan tüm Heteroseksüel arkadaşlarım, patronum ve ailemin içinde bulunan insanların birçoğu benim şu anki kimliğimi biliyorlar. Benim için bu kolay oldu şıpadanak söyledim, çünkü taşıyamazdım o yükü! Maske takıp dolaşmaktansa, reddedilebilmeyi tercih ettim çünkü bana göre değil. Uğraşamam, saklanamam, yalan söyleyemem, bu dediklerimin tam tersini yapmaya çalışsaydım kesin elime yüzüme bulaştırırdım.

Ailenizdeki insanların bilmesini istemiyor olabilirsiniz, özellikle Anne ve Babanızın, işte bu bütün elimizi ayağımızı bağlayan faktör, bunu gayet net anlıyorum. Bilmesinler de zaten asla benim kadar deli olmayın. Etrafınızda kendinizden başka kimselere güvenmeyiniz, güvenmediğiniz insanlar ise ailenizin bildiklerini farz etsin, etsin ki sizden öte bir siz yaratmaya çalışmasınlar. Ama yinede söz konusu tercihlerse, tercihleriniz adına yapabileceklerinizi cesurca göğüsleyerek yapın.

Yapayalnız kalmaktansa hiç korkmayın, inanın yalnızlık yeşertir ruhunuzu ve bir gün hiç beklenmedik bir anda her ne isterseniz yeşeren dallarınızda can bulur...
Benim bir kalem var camdan duvarları olan ama asla kırılmayan, istediğiniz kadar fırlatın taşlarınızı.

Güçlüyüm çünkü zayıflıklarımı biliyorum diye haykıran göz bebekleriniz olsun.. Ne Kadınım nede Erkek sadece İNSANIM... Tüm güzel yüreklere gökkuşağının altındaki tüm hediyeler sizlerin olsun, hep kendimcedir laflarım sevgilerle...

“Tek ödevin kendin olmaktır.
Güçlü ol!
Yoksa büyümek için
hep başkalarını kullanmak zorunda kalırsın. “
Friedrich Nietzsche
En iyi değilim, en kötü de. En cömert değilim, en cimri de. En kibirli değilim, en mütevazı de. Hiç kimseyi kandırmamış değilim, herkesi aldatmış da. Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim, herkesi satmış da... . Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, kötülük yapa yapa kazanmış da. Çok başarılı olduğum günler de oldu, dibe vurduğum da. Sevgi dolu değilim, nefret dolu da. Barışçıyım, biraz da savaşçı. Biraz güçlüyüm, biraz zayıf. Biraz iyiyim, biraz kötü. İyi? kötü? İnsanım.
William Shakspeare



Tarih: 06.09.2015

Okunma: 1793
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: funyel
çok harıka yuegınıze sağlık muthıs ...

  Yorumlayan: Akropolice
Bir tarafta siyah bir taraf beyaz seçim sizin der gibisiniz. Karışık gibi dursada cümlelerinizi sevdim . Tebrikler daim olsun kaleminiz :))

  Yorumlayan: simurg_
Çok teşekkürler okuyan değer veren yureklerinize sağlık..

  Yorumlayan: Albus
Epeydir girmiyordum hayatıma kıllı kızım gireli beri (köpeğim)- yine çok güzel olmuş... ellerine sağlık;)

  Yorumlayan: poli_andri
Sitede kisiligini taktir ettigim tek yazar hep boyle kal boyle yaz

  Yorumlayan: N_BaRaN_ARSLaN
Edebi kurallar,ancak bu kadar samimi ve pozitif bir anlatım uğruna,bu kadarına usta bir edeple hiçe sayılabilir.Kaleminize,yüreğinize,emeğinize sağlık.


[Yorum eklemek için tıklayın]