Kaçık Münzevi
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

Fazilet Ve Müesser

Fazilet yaralıydı.Yüzünden okunmayan ama cümlelerinden okunan bir yaraya sahipti.Her insanın sahip olduğu gizli yaraları vardır muhakkak ki.Onunda öyle bir yarası vardır diye düşündüm.Öyle bir yarası işte...Ne kolaydı birilerinin yaralarına yara deyip geçebilmek.Derinlemesine hiçbir konuya girmeyen sohbetin çevresinde şöyle bir turlayıp uzunca susan biriydi.Bu kez ben anlat dedim.Israrı sevmediğim halde anlat dedim.Fazilet bir kez ve son kez anlat dediğimde kararını vermişti.Gözlerini kapatarak girdi ilk cümleye;

Bir zamanlar insanca yaşamanın gerekliliğini düşünür , her insanın kendini değerli hissetmesini isterdim. Çünkü her insan değerliydi- yaşama bir kez gelip eşit şartlarda, eşit haklarla, özgürce yaşamayı savunurdum. Tüm bunları fikren ve hissen talep ediyor ve istiyordum. Kimsenin özel alanına , özel tercihlerine karışılmaması gerektiğini düşünüyor ve elimden geldiğince bunu uyguluyordum. Manavın çırağı, kasabın karısı ile göz göze gelip dudaklarındaki tebessümü ışıltılı halde yaydığı an, bunu gidip birilerine anlatma isteği duymadım hiç. Bir inancım vardı Aziz ve inancımın temelini atan Kutsal Kitap beni bu bilgilerle donatmıştı. ‘’Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetini araştırmayın! ‘’ Komşunun alımlı kızının her gece eve farklı bir taksi ile geldiğini , ertesi gün bilmediğim ağızlardan duyardım. Kafası geceleri güzel olan ve sokaktaki bütün binaların cephelerine çarpa çarpa ‘’güvenemem servetime malıma/ ümidim yok bugün ile yarına/ toprak beni de basacak bağrına/ adaletin bu mu dünya’’ şarkısını söylerken, nakaratı unutup başa dönen Ayhan abi vardı mahallede. Sadece o kadardı benim için Ayhan abi. Bir gün Ah Ayhan, yine mi ha yine mi zil zurna sarhoşsun dediklerinde öğrendim adını. Kuaför Nesrin vardı, camında yazıyordu adı kocaman harflerle KUAFÖR NESRİN… Her gün ‘’alla beni pulla beni al koynuna yar’’ şarkısı ile açardı dükkanını, sermayesini nereden kazandığı hakkında atıp tutanlara inat. Erkek gibi kadın derlerdi.Başlardı makasını sallamaya dalgalı saçlar arasından; sonra ağzında iki cikletten oluşmuş kocaman bir balon patlatırdı. Pat! Muhtarın oğlu da az kırıtmıyor kız gibi diyordu kapısının önünü süpüren iki kadın. Her gün farklı birini yargılıyorlardı. Hakim olmalılardı ama kırmızı yakaları yoktu. Saçı yastıktan yeni ayrılmışçasına dağınık olan bir kadın, camdan cama bağırır çocuk ne zamanmış çocuk derdi ; yeni taşınan evli çift için. Bir diğeri düşünüyorlarmış yakında geliyor yakında derdi. Beraber mi uyuyorlar acaba geceleri nereden biliyor? diye düşünürdüm.Sonra saçları dağınık olan devam ederdi; Eee senin kız evlenmiyor mu daha ? Diğeri ise; Varsa tanıdık biri yaşı yaşına , boyu boyuna yapıverelim şunların arasını! Her aile halkına çözüm bulunuyordu bu iki kadın arasındaki kısa sohbet içinde. İyi ki varlardı. Sınavı kazanamayan birkaç genç, duvarın arkasına çömelip sigara tüttürüyordu. Her gün bindiğim taksicinin siyah ojeleri vardı ve siyah bir göz kalemi çekiyordu. Uzun saçlı delikanlılar sokak müziği yapıyordu- kısa saçlı kızlar alkışlıyordu. Hayat güzeldi – benim için güzeldi çünkü ben olduğu gibi kabul edebilen yaşamayı seven biriydim. Ama fikir tartılarının diğer yanını ne ile dengelediğini bilmediğim insanlar tüm bunları görünce üzerine malzeme ekleyerek birbirine taşıyorlardı. Kendi yaşantılarının eksikliklerini görmeden, kendileri ile hiç hesaplaşmadan, kendi yaşantılarının yanlışlarını düzeltmeden başkalarına çözüm olamazlardı. Ama bunun farkındalar mıydı? Hayır…Ve farketmelerini istiyordum. Bu beni artık yormaya başlamıştı. Bu yorgunluğumun arasında tanıştım Müesser ile. Bambaşka iki insandık. Ama bizi birbirimize bağlayan önemli bir nedenimiz vardı; Aşık olmuştuk. Ben kısa saçlarıma, omuz üzerinden bakan gözlere tanıklık ederken, Müesser’in omzuma başını koyması beni rahatlatıyordu. Onun ilk aşkıydım. Onun ilk cinsiyetten bağımsız kalbinin atışıydım. Çömlek doldurmayan konularla zamanımızı öldürmedik. Kimse ile ilgilenmedik, kimseyi merak etmedik. İnsanların giyim tarzı, saçı , kaşı , gözü , yaşamı , özeli , kararları bizi ilgilendirmiyordu biz onları insan olarak tanıyabildiğimiz derecede tanıyor ve seviyorduk. İyiliklerini, mutlu olmalarını istiyorduk. Kendi mutluluğunu bulan ve insanlara iyilik – esenlik yaymaya çalışan iki kadından başkası değildik.
İnsanlar bizi bu kadar düşünüyor muydu dersin?
İnsanlar bizi yadırgamadan , yargılamadan kabul ediyor muydu dersin?
Kabul etmeleri önemli mi Fazilet diyorsun değil mi? İnsan Özgür – Eşit - Adaletli - Aşk’a ve Aşık olana saygı duymadığı sürece nasıl mutlu olunabilir Aziz? Olamadık tabi.
Olamazdık…
Sustu Fazilet.Müesser’i bir daha ne ben sordum ne o anlattı.Hala hakimiyetini hissettiren bir aşk vardı gözlerinde, titreyen dudaklarında.
Saygıyı ve Sevgiyi bilen İNSANLAR olabilmek dileğiyle…
İnancınızın gerektirdiği gibi yaşamayı ve birbirinizi kucaklamayı unutmayın.

KaçıkMünzevi



Tarih: 01.03.2018

Okunma: 681
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: bigbaby
Muhteşem dedikodusuz yani kendi halinde bir yaşam da sürseniz yine de kaktüs gibi batarız.Çünkü suçumuz görmezden gelip sunmaktır.Yaziniz muhteşemdi.

  Yorumlayan: schmied
Ağızınıza ve yüreğinize sağlık. Yolunuz daim olsun.

  Yorumlayan: Devran_58
Yadırgamadan,yargılamadan , sevgiyle yaşamaktır huzur ...

Güzel bir anlatım , teşekkürler ...

  Yorumlayan: Dilek_21
Cok güzel bir anlatım kesinlikle


[Yorum eklemek için tıklayın]