Nehir Eroğlu
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

Ben bir küçük eşcinselken bölüm 2: O şimdi üniversiteli

Şubat ayıydı Bayburt’ta öğretmenlik yapan ablam eve, Mersin’e gelmişti. Üç öğretmen arkadaş, bir evde kalıyorlardı orada. ilk tayin yeriydi, heyecanlıydı, her şeyi her olayı, okulu, ev arkadaşlarını anlata   anlata bitiremiyordu. Özellikle bir arkadaşı ilgimi çekti; Handan
Onla ilgili ne anlatsa sanki benden bir şeyler anlatıyordu.  Handan’ı tanımam gerekiyordu ama nasıl?
Ankara’ya tayini çıktığı için artık ablamla ev arkadaşı olamayacaktı ve ben 17 yaşımda “hadi ben Ankara’ya gidiyorum” diyemezdim aileme. Bu konuyu o an için rafa kaldırdım.
Bu arada ilkokuldan beri süre gelen platonik aşkım Simten eski cazibesini kaybetmeye başlamıştı. Bunun çeşitli sebepler vardı; mesela platonik bir aşk 7 yıl sürerse sıkabiliyordu. Her ne kadar olayın platonik olarak kalması benim anlaşılması güç çekingenliğimle bağlantılı olsa da, başka bir sebep ise, 6 Fen B deki Kevser’in aşkımın üzerine bir kâbus gibi çökmesi,  Simten’i zor ve ısrarla kendine doğru çekmeye çalışmasıydı. Rekabet hallerini oldubitti hiç sevmemiş, kendimi çekmişimdir. Fazla egodan kaynaklandığını düşünüyorum.
İki ay sonra üniversite giriş kâğıdımı okula vermek üzere sırada bekliyordum. O dönemde, ya on dört ya da on yedi üniversite vardı. Sınava da sadece İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’da giriliyordu.
Sınava girmek istediğiniz ilin trafik kodu                                             :01
Yoğunluk halinde sınava girmek istediğiniz yedek ilin trafik kodu  :06
01 i sildim ve 06 yaptım. Handan’ı tanımam gerekiyordu. Çünkü bu dünya üzerinde, Zeki Müren ve benim dışımda birinin daha var olma olasılığını hissetmiştim.
Simten’lere sık gitmeme kızan annemin “bulaşıklarını yıkamadan hiçbir yere gidemezsin”  cümlesinden ötürü, suyu ana vanadan kapatışımdan sonraki ikinci numaramdı anneme yaptığım. Sınav günü yaklaşmış ablam Handan’da kalırız hafta sonu, cumartesiden de okuluna bir bakarız zaten merkezi bir yerde Yükseliş Koleji demişti.
Cuma akşamı Ankara otobüsüne binmiş ve heyecandan sabaha kadar uyumamıştım. Bazen kendimi telkin ediyordum “saçmalama hayatında bir kez bile görmediğin biri, belki tipin teki, belki lezbiyen değil, hatta değil olması daha yüksek bir olasılık”
Ablam otogarda beni bekliyordu, beraber eve gittik. Kapıyı açtı, kalbimin sesini ben bile duyuyordum.
Tüm damarlarımın içindeki baskıyı hissediyordum. Aşık olmuştum.
ilk cümlesi beni işaret ederek; “eeee bu hiç sana benzemiyor Z. Bu uzun boylu yahu” oldu. Çok enerjik, çok güzel, çok zeki, çok entellektüel, ve benden 10 yaş büyüktü; dolayısıyla,onun uydusu haline gelmem zor olmadı. Anlaşılacak diye yüzüne bakamıyordum. Saçma sapan bir şey derim ve gözünden düşerim diye ağzımı açamıyordum. “ Ya bu çocuk hiç konuşmaz mı, gülmez mi ne ilginç bir çocuk bu” dedikçe ablam şaşırıyordu sahiden bana.  Güzel bir hafta sonuydu, sınavım fena geçmemişti. Pink Floyd’un  “ The Wall” isimli müzikal filmini izlemiştim, tüylerim diken diken olmuştu. Mersin’e döndüm, ev telefonu çaldı. Handan’dı şaşırdım. Yolculuğun nasıl geçti dedi. İyi dedim ev ve iş telefonunu verdi istediğin zaman ara dedi tabi konuşabiliyorsan diye ekledi. Birbirimizi 2-3 güne bir aramaya başlamıştık.  Üniversiteyi kazanmıştım. Adana’da okuyacaktım. Yaz sonu tatil için Mersin’e geldiğinde aramızda bir çekim oluşmuştu. Eylülde Bayburt’a gideceğini benim de orada olmamı istediğini söyledi. “ablamı ziyarete” gittim Eylülde. Handan’dan bir hafta önce gitmiştim ve o gelene kadar evden dışarı çıkmadım, pijamamı değiştirmedim, saçlarımı taramadım, sadece kitap okudum ve yeni türkünün yeni çıkan göç yolları albümünü 7 gün boyunca bir A bir B yüzünü çevirip çevirip dinledim. Bir bekleyiş ritüeli yaşıyordum. Ve geldi, sarıldık. Beraber kaldığımız 10 gün boyunca birbirimize dokunduk beraber uyuduk dudaklarımızın kenarından öptük(modadır ya). Ben 17 yaşımda olmamdan kaynaklı ne yapacağımı kestiremiyordum o da sanırım yine benim yaşımdan ve ablamdan ve diğer pek çok şeyden ötürü cesaret edemiyordu fazlası için.
Okulum açılmış ve üniversiteli olmuştum. Bir gün oturdum ona bir mektup yazdım. Lezbiyen olduğumu ve ona aşık olduğumu yazmıştım. Mektubu alıp okuduğunda beni aradı. Böyle bir “sırrı” ona söylediğim için ve onu sevdiğim için teşekkür ettiğini ama kendisinin lezbiyen olmadığını ama beni anlayabildiğini ve bu konudan hiç kimseye bahsetmeyeceğini söyledi.
Aşk konusundaki ilk olgunlaşmamdı.
 Ben 17 yaşındayken ve yıl 1986 iken ve insanlar o dönemde hangi partiye oy verdiklerini bile söyleyemezken, ben birine hem de ailecek tanıdığımız birine eşcinsel olduğumu söylemiştim.
“aşık” ve hayran olduğum kişi ise, benden 10 yaş büyük olmasına ve büyük bir şehirde doğup büyümesine ve lezbiyen olmasına rağmen bana bunu söyleyememişti. Eşcinsel olduğunu bana ve hatta kendisine söyleyebilmesi için 15 sene geçmesi gerekti.
Beni ziyarete Adana’ya geldiğinde beraber uyumak istemediğimi ve artık birbirimize dokunmamız
gerektiğini söyledim(içim kan ağlayarakJ), şaşırdı. “ Öyle ya sen eşcinsel değilsin ve ben bunu tek başıma haz alarak yapmak istemem” dedim.  “peki” dedi üzülerek. Nasıl bir cesaretsizlikti. Bizim de
içinde yer aldığımız bu toplumun öğretileri nasıl da cesaretimizi kırıyor.
 Kaybedeceklerimiz, kaybettiklerimizden daha mı çok?


İşi gereği yurtdışında yaşamaya başlamıştı ama bu birbirimizi aramamıza ve uzunuzun mektuplar yazmamıza, kendimizden bile gizli aşkımızı bir şekilde yaşamaya engel değildi.
 24 yaşındaydım iyi bir işim vardı, kendimi her konuda geliştirmeye çabalıyordum.
 “Beni ne zaman görmeye geleceksin” dedi gittim.
 Onu gördüm, yıllarca göremediğim onca korku ve kompleksleriyle gördüm onu. 34 yaşındaydı ve hala kendisi gibi yaşayamıyordu, hâlâ eşcinsel olduğumu bilmesine rağmen, bana yalan söylüyordu. Bunca yıl yanımda kimi görse kıskançlıktan yapmadığını bırakmamasına rağmen hala benden saklanıyordu.
Durdum baktım, izledim onu, güldüm, üzüldüm, düşündüm; bir insan beynindeki, ruhundaki bir şeyi nasıl bu denli kendinden saklayabilirdi. Aklımın içindeki şeyi kendimden nasıl saklayabilirdim. Bunu orada gördüm öğrendim. Aşkım bitmişti, saygımla beraber.



Ataol Behramoğlu’nun, Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var adlı şiirini naçizane yazımı okuyan arkadaşlara hediye ediyorum. Sevgiler.



Tarih: 03.03.2011

Okunma: 10996
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: MyCat
Ne kadar da büyük bedeller ödüyoruz toplum denen tek dişi kalmış canavara korkumuzdan. kim bilir kaç aşk yaşanmadı,kaç tanesi unutulmaya mahkum oldu ve bir okadarı da tam da şu anda yaşanamıyor..

  Yorumlayan: babe
yazılarını seviyorum..

  Yorumlayan: MorKedi
yazı kurgu değildi, ama olabilirdi de.bunla ilgili siteden gelen bir sınırlama yok.keşke kurgulayıp yazabilsem, insanlar öyle yazıyor roman veya hikaye kitaplarını:) ne demek istediğinizi anladım ama.
hazır yazmışken kendimi de eleştireyim.
aceleci ve koşturur gibi yazmışım. gerçi bu taslak yazıydı düzeltemeden yayınlandı yanlışlıkla.

  Yorumlayan: MeLLy
Her iki yazınızı dikkatli şekilde okudum ve bu, biraz kurgu gibi geldi. Kurgu olarak düşünmem yanlış anlaşılmasın, hani olur ya, inanırsınız da ya çok güzel, ya çok içten bulmuşsunuzdur, gerçek olduğunu düşünesiniz gelmez, öyle bir kurgusallık yani...

İçimden keşke o sıralar acı vermiş olsa da benim de böyle yaşayabildiğim aşklar olsaydı demedim degil, ne yazık ki ben eşcinselliğini çok geç farketmiş biriyim. Belki de bu hikayeler bundan dolayı bana her zaman güzel gelmiştir.

Handan`ı da anlamak lazım, hikayeye gelecek olursak. Şimdi bile bir nebze görünürlüğümüz artmışken, toplumun bize ``katlanabilirlik`` seviyesi birazcık da olsa yükselmişken çekincelerimizi aşamıyoruz. Kim bilir nasıl yetişti, ne korkular yaşadı, ya da eşcinselliğini kabul etme evresindeydi, kendine bunu anlatamıyordu ki gerçekten böyle bir ilişki yaşayabilsin.

Ancak benim karşılaştıgım bir şey olsaydı, sizin gibi ben de saygımı ve sevgimi yitirip uzaklaşırdım. Bilemiyorum bencillik midir ama ben bu kadar aşkı yaşamak isterken onun apaçık yaşamak istediğini görüp bu kadar inkar modunda olmasını kabullenemeyebilirdim.

Kimliğini hem çevresine hem de ailesine açabilmiş ve kabul ettirebilmiş biri olarak saklanılmaması gerektigini savunsam da psikolojik şiddetin bir sonucu olarak yaşanan yalan hayatları yadırgayamıyorum. Ancak yine de diyorum ki evet, ayrımcılık açık oldugunuzda belki daha çok artacak, ama açık oldugunuzda daha güçlü oluyorsunuz, söylenen sözlere her zaman bir cevabınız oluyor ve canınızı yakamıyorlar.

Diğer yazılarınızın da bu içtenlikte ve sürükleyicilikte olması dileği ile.
Sevgiler.

  Yorumlayan: black_plume
ben de bir kez aşık olmuştum. sana anlatmama gerek yok zaten herşeyi biliyorsun :) oda aynı handan gibiydi. belki bir kademe cesaretlisi. ama sonuç değişmiyor. hayatları kendinden kaçmakla geçiyor. yaşadıklarını kendilerine bile söylemeye cesaret edemiyorlar.yaşarken bile o heyecanın içine korku, panik, kendi kendini sürekli yargılama gibi duyguları karıştırarak herşeyi mahvetme yeteneğine sahipler. kim bilir belki biz de ne fırsatlar kaçırdık... ( içmedim, neden bu itiraflar biliyorum:)

  Yorumlayan: yelken
ha kendmi anladım, ha o kendini anladı, ha topluma ayak uydurdum, ha güvenlik sağladım derken derken bizlerin gençliği süratle geçiyor, ömründen eline böyle yaşanamamış veya yaşanmış da buruk kalmış hayatlar kalıyor...

  Yorumlayan: bordo
ahh bu handeler...ah vahh ama iyi ki yine olmuşlar.dramı handelerin aşkından sıyırmayı başarbilirsek,geriye harukulade güzellikler kalıyor yine de. yetinmeyi bilmek bir adım sonrasına insanı zorlamıyor,dolayısıyla huzur bu oluyor.sevgiler böylelikle hep kalıcı oluyor,içinde sende.
ille de beraberlik zaten sonun başlangıcı oluyor.benim handem iyi ki sevgilim olmamış,olmasın da...o zaten hep sevgilii:))

  Yorumlayan: MeLeK_
Her yaşın ve Her AşkıN ayrı bir güzeLLiği vardır..Her Aşk Birşeyler ögretir,olgunlaştırır Hepimiz böyle büyüdük..

  Yorumlayan: derya_
çok iyi gerçekten..teşekkürler.=)


[Yorum eklemek için tıklayın]