Nehir Eroğlu
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

NE İLGİNÇ ŞEY, ŞU AŞK

Konumuz aşk. Bir konu bu kadar klasik olup, bu kadar ilginç nasıl olabilir? Peki, bu kadar eski olup ta  bu kadar güncel nasıl olabilir? Ve de ilk insanlardan beri geçen onca sürede bu duygunun işleyişi nasıl hala çözülemez. Üzerinde en çok konuşulan konu hala nasıl anlaşılamaz?

İlginç bir şey aşk.

Aşık olunan kişi, yani seçilmiş insan,  acaba seçilmek için bir dolu hoş özelliğe mi sahip olduğundan seçilmiştir? Ya da canımız sadece  aşık olmak mı  istemiştir?

Bir de aşk meşk işlerinde şunu anlamam; “Ben zoru severim” neden…deli misin  ,neden zoru  sevesin ki.

İşlerin kolay olması kötü müdür. Mesela sen onu sev, o seni sevsin,  mutlu olun değil mi? yyyyoooooo ben zoru severim. En az aşkın kendisi kadar ilginç…

Kendi adıma söyleyeyim; ben kolayı severim, anlaşılırı severim. Karışık işlere gelemem. Evetin anlamı evet, hayırın anlamı hayır olan ilişkileri severim. Bir adım gelene iki adım giderim(özellikle güzelse.. hehe heh şaka şaka )

Kaçmam, biri sırf beni beğendi diye ondan soğumam. Teşekkür ederim, şu dünyanın üzerinde yaşayan yedi milyar insanın içinde beğene beğene beni beğendi diye takdir ve teşekkür ederim. Ayyh, o mu bana asılıyor demem.

Ve sonra;

Aşk başlar biz de başlarız. Nerdesin sen? Neden telefonuma cevap vermedin? Mesaj atabilirdin?

Dikkat ettim heterolar bizim kadar telefon şirketlerini zengin etmiyorlar.  Allahtan şu hediye dakikalar var.

Sonra aşk biter. Bazen yavaş yavaş, bazen birdenbire, bazen iki medeni insan gibi bazen de saygısızca. Neden başlanıyor diye sorulmaz ama biterken neden bitiyor denir? Oysa doğaya, hayata ve etrafımıza bir kez baksak başlayan her şeyin bittiğini, doğan her şeyin öldüğünü, yeni tabirle form değiştirdiğini görürüz. Kabullenmeyiz. “ Aç telefonumu bak iş yerine gelirim.” “Ailene söylerim” vs.. vs..tehdit ederiz, öyle bir hale geliriz ki; ilişkimiz bitti diye mi üzülür , sinirleriniz  yoksa birisi bizi artık istemediğini söyledi diye mi anlaşılmaz.

Bir gün bir hetero arkadaşıma dedim ki yahu ben bu bizim camiada insanların birbirini deşifre etmesini anlamıyorum. Resmen davaya ihanet ediliyor, düpedüz budur dedim. Amaaannnnn bizde de aynısı dedi. Bizde de açıyooor çocuk eve telefon “kızınız kız değil” diyor dedi. Ne olacak bizim bu halimiz?

Nedir bu aşık olma halleri.

Belli ki olay bizim başımızın altından çıkıyor hatta başımızın içinden; beynimizden. Yaaa.. bir de böyle bir şey var; binlerce yıldır kalbimizle sevdiğimizi sanırken meğer beynimizle seviyormuşuz. Bundan böyle tez  14 şubatta pastanelerde kalp şeklinde yapılan pastalar beyin şeklinde yapılmaya başlansın. Ve aşkı temsil eden her yerden kalp resimleri kaldırılarak beyin resimleri konulsun.

Aşkın ilk başlama anı, kişilerin ilk karşılaşma sırasında her iki tarafın da birbirini çocukluk çağında elde ettikleri ve artık bilinçaltında depolanmış bulunan kusursuz arkadaşın özellikleri ile karşılaştırmalarıyla olurmuş. Bu kusursuz arkadaş özelliklerine biri uyum sağlandığında da aşkın ilk kıvılcımları oluşurmuş.( İlk aşkım Saliha Abla’nın saçları dalgalımıydı acaba? Nedir bu benim dalgalı saç merakım.)

Ya sonra;
aşık olan kişilerde beyinden salgılanan feniletilamin,  dopamin ve norepinefrin adlı hormonların kan düzeyinin arttığı bulunmuş.

Norepinefrin, üretildikten sonra adrenaline dönüşen bir hormon, adrenalin ise;  stress hormonu olup,  vücutta sık nefes alma, terleme ve kalpte çarpıntı gibi belirtilere neden oluyor. Zaten aşık olan kişilerde görülenler genel olarak stress belirtilerine benziyor. Dopamin ise salgılandığında rahatlama ve iyi duygular yaratıyor. Bu üç hormon aşkın olumlu veya olumsuz etkilerinden sorumluymuş. Aşık olan insanlar yaşama daha olumlu bakıp, daha hızlı düşünüp ve daha güç işleri başarabiliyorlar. Ve hatta genç ve dinamik görünüyorlar. Ciltleri bile güzelleşiyor.( tabi işlerin yolunda gittiği bir aşktan bahsediyoruz burada)

Ama gel gör ki; Bu hormonların salgılanması ne yazık ki sürekli değil. Bir süre sonra, yaklaşık üçüncü yılda hormon düzeyleri düşüyor, aşık çift ayrılmasa da birbirlerine karşı duygularının yoğunluğu azalmaya başlıyor. Artık her ikisinde de aşk belirtileri yoktur. Aldatmak için bahane aramayın.

Psikolojideki bazı çalışmalar ise, nasıl bir aşık olduğumuzun çocukluğumuzda anne-babamızla nasıl bir ilişki içinde olduğumuzla ilişkilendirilebileğini söylüyor. İlk çocukluk yaşantılarımız sonrakileri şekillendirebiliyor. Bunun oluşması içinde belli öğeler gerekiyormuş.

Üçlü aşk kuramı: Yakınlık, Tutku ve Adanmışlık.

Mahremiyet: aşk ilişkilerinde yakınlık ve bağlılık hisleri

Tutku: aşktaki fiziksel çekim, cinsel ihtiyaçlar ve romantizm

Adanmışlık : içinde bulunulan aşk ilişkisini sürdürme isteği.

Üçlü aşk kuramı, aşk çeşitlerini bu üç öğenin çeşitli birleşimleriyle açıklıyor. (bu arada üçlü derken yanlış anlaşılmasın duygu babında)

Hoşlantı :  mahremiyet öğesi barındırıyorsa da tutku ve adanmışlık hisleri içermiyor.

Romantik aşk: mahremiyet ve tutku hisleriyle örülü, ancak bu aşkta adanmışlığa yer verilmiyor.

Arkadaşça sevgi: taraflar birbirlerine karşı mahremiyet ve adanmışlık duyuyor. Ancak tutku söz konusu değil.

Boş aşk: taraflar birbirlerine karşı yalnızca adanmışlık hissi duyuyorlar.

Ahmakça aşk: adanmışlık ve tutku barındırsa da, yakınlık ve bağlılık duyulmuyor.

Çıldırtan aşk: taraflar birbirlerine karşı yalnızca tutku hissediyor.

Tamamlayıcı aşk: bu, en güçlü aşk formu. Taraflar birbirlerine karşı hem yakınlık, hem tutku, hem de          adanmışlık hissi duyuyorlar.

Bu üç öğenin ilişkideki önemi, ilişkinin uzun mu yoksa kısa soluklu mu olduğuna bağlı olarak değişiyor. Sizde neye göre değişiyor bilmiyorum. Aşk ilişkisi içindeki kişinin kişilik yapısı, geçmiş yaşantıları(çocukluk),gelecek beklentileri ilişki üzerinde etkili tabi ki. Çocukluk yıllarınızın nasıl geçtiği, ne derece ilgi gördüğünüz, ne derece aferim yavrum derslerine çalış denildiği, bayram harçlığı verilip verilmediğiJ, kaç kişi saçınızı okşadı, ne derece önemsendiniz,kendinizi nasıl ifade ettiğiniz ileriki yıllarınızda nasıl bir kişiyle ilişki yaşayacağınızda etkili. Küçük  yeğenler  filan varsa Veya çocuğunuz, onlara iyi davranın. Onlar geleceğin aşıkları.

Bu arada ilgisiz ama yazmak istedim;bu ayın başında “iki kadın, bir adam” (The kids are all rights) filmini izlemiştim. Film çok cesurca kabul etmek lazım. Yani bravo baya baya çekmişler. Ama tuhaf. Yani çocuk aile ilişkileri oldukça tuhaf  gösterilmiş çok resmi vs.. ve ayrıca eşlerden biri evlilikten sıkılmışsa eşini neden illa bir erkekle aldatsın ki. Ne bilim bara klube gidebilir ve hatta yıllar sonra oralara takılmak esprili de olabilir. Özetle cesurca ama mesajsız ve sıkıcı. Bir eşcinsel filmi diyemem şahsen.Ve bir eşcinselin hayatı 18 sene sonra bile çok sıkıcı olamaz.

Zeynep Cassalini  “delilik” şarkısını sizin için söylesin.



Tarih: 05.04.2011

Okunma: 3279
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: cholito
nice (; çocukluğumu sorgulamaya başlamama sebep oldu diyebilirim :))

  Yorumlayan: MyCat
muhteşem bir yazı :)

  Yorumlayan: MorKedi
Teşekkür ederim:)

  Yorumlayan: cleen
Ağzına sağlık....

  Yorumlayan: sugoksu
aşk illaki birlikte olamamanın diğer adıdır.aşk illaki beraberken yaşanan tutkudur.aşk illaki bir tarafın gidişi ile yaşanan yıkımdır...

gerçek şu ki,birl,ktel,kte aşk bitecektir.aşk istiyorsan ilişkinin en güzel yerinde gidebilmelisin,ya da hep o yerde tutabilmelisin sizi...
sevgiler...
SUGOKSU...

  Yorumlayan: inSan
Zamanın birinde bir insan diğer bir insana çok devasa duyguLar besLemiş. Adını ise `Aşk` koymuş. Bu o kadar yaygınLaşmış ki insaLar ruhLarını kaLpLerinin ekseninde; onLarı yerLe bir edip yaLnızca muhataptaki kişide yoğunLaşan her heybetLi duyguya aşk demiş.

DuyguLar farkLı, kişiLer farkLı, anLatımLar farkLı. Her doğanLa sürekLi büyüyen, geLişen, yeniLenen bir kavram. İnsanLığın var oLuşuyLa başLayıp yok oLuşuyLa son buLabiLecek bir durum beLki de. O haLde kâinat kadar ömrünün oLmaSı şaşırtıcı değiL. Ruh gibi soyut bir kavram ki çözebiLmek mümkün değiL.


Aşk başLı başına bir sıfattır. İsim yerine koyup, katagoriLeştirip tamLamaya gerek var mı? biLemiyorum... Nefret, öfke, tutku, huzur, kin,romantizm, mahremiyet, adanmışLık, senin tabirinLe çıLdırtan hisLer veya çığrından çıkaran hisLer oLmadan veyahut diğer tüm insana ait yürekseL düşünceLer oLmadan aşk oLur mu? BiLemiyorum. ELbette bu bende ki aşk denkLemi. Çok sağLıkLı bir kaLp muhasebem oLduğu da söyLenemez bu araLar :)

Aşk zor`dur. KoLaya kaçmaktır. Ve insan koLaya kaçtıkça hayatı zorLaşır ;)
`Ben zoru severim.` diyen insan kiminLe savaşıyor veya kiminLe hangi piştte yarışıyor. Neden zorLanıyor. Ve zorLanmaktan keyif aLıyor? Düşününce... KendiyLe ve yine AşkLa muhakkak.

Her ne ise sen yazarsın... Ben yazarım... OnLar yazarLar... Aşk kendini yazdırır, okutturur. Cin gibi farkLı suretLerde hiLeyLe öLümsüz kaLır.

Samimi ve rahat bir yazıydı.


[Yorum eklemek için tıklayın]