Nehir Eroğlu
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

TEĞET GEÇTİĞİM ANLAR

Çocukluğumdan beri, hem çok cin biri olmuşumdur hem de bir o kadar saf ve mahcup. Sekiz yaşında evimizin bir odasını çocuk kulübü yapıp, oraya çocuk dergileri, oyuncaklar koyarak, üye kaydı yapacak kadar ufkum açıkken (haftada 50 kuruş aidat ve diğer üyelerin oynaması için bir oyuncak getirme zorunluluğu) aynı anda, ablamın güpegündüz “ Hamide Nine’nin ruhuuyuuuuummm”(babaannem) demesine inanacak kadar da saf(tirik). Korkudan nereye saklanacağımı bilemezdim. Ruhlardan neden korkmam gerektiğini ise hala bilmiyorum.

Çok samimi birkaç arkadaşımla acayip makara yapabilen, çok “kafa”, “cool” olmama rağmen eve gelen misafirin çocuklarıyla ağzımı açıp konuşamayan biriydim.

 İnsanların akşamları birbirlerine oturmaya gittiği zamanlardı “Evdeyseniz akşam size geleceğiz”

Eve misafir geleceği zaman, inşallah benim yaşımda çocukları yoktur diye dua ederdim. konuşacak ne bulacağım diye düşünürdüm. Hele bir de kızsa, aman allahımmm felakettt. Şimdi iyi davransam hımm kız diye iyi davranıyorsun değil mi diye kendimi yargılar, eziyet ederdim. Bir eşcinsel gururlu olmalıydı. Sırf birinden hoşlandı diye huyu suyu değişmemeliydi. Benim bu hallerimi daha sonra bir arkadaşıma anlattığımda “eşcinsellikten işte, kimlik bunalımı yaşıyordun” demişti. Kimliğimle hiç sorunum olmamıştı ki benim. Sanırım ailemin içinde bulunduğu politik durumlardan dolayı yeni kişilerle ilişki kurma konusunda biraz çekingendim. Bu durumu aile fertlerim gördü ve beni 16 yaşıma girdiğim yaz, evimize bir buçuk saat uzaklıktaki gençlik kampına kayıt ettirdiler. Herkes İstanbul’dan Ankara’dan Mersin’e tek başlarına gelmişken. Ben iki abim, iki ablam ve annemle gitmiştim. Ablam odama valizimi bırakıp, diğer kızlara kardeşim çok çekingendir biraz ilgilenirseniz sevinirim dediği anda; tüm karizmamın gözlerimin önünde eriyip gidip kaybolduğunu hissettim.  Göğüs sallama yarışması diye bir şey olduğunu, heteroseksüel kızların erkek arkadaşlarıyla “iyi” öpüşmek için birbirleriyle önceden öpüşme antremanları yaptıklarını filan orada öğrendim(cidden böyle bir şey var, lezbiyen filan değiller)

O yazdan sonraki tüm yazlar çeşitli yerlerdeki yaz kamplarına gittim. Kendime göre çok fırlamaydım ama hala yeterli değildi ki teğet geçti..

20 yaşındaydım okuldan arkadaşlarla YÖK ün İzmir/ Ilıca- Şifne’deki kampına gitmiştik. Biraz erken geldiğimiz için valizleri bırakıp kamp kapısının yanındaki duvara tünemiş, kimler geliyor tipler nasıl diye bakıp dedikodu yapıyorduk kiiiiiiii bir taksi durdu ve içinden iki kız indi. Birine takıldı kaldı gözlerim. Nasıl bir boy pos endam güzellik saçlar ve yemyeşil gözler, kalbimin öyle bir kan pompalıyordu ki, boynumdaki damar çatlayacak sanki. Pişkin yönüm devreye girdi ve hemen aynı günün akşamı suni tesadüfler vasıtasıyla tanıştık. Ve o anla birlikte kamp bitene kadar hiç ayrılmadık. Sabah uyanıyor beraber kahvaltı edip sohbet ediyor, beraber yüzüyor, animasyonlara katılıyor akşam yemekten sonra ise battaniyelerimizi alıp,
Kampın arka tarafında akşam saatlerinde, kimsenin uğramadığı kayıkhanenin önünde yere oturup, battaniyelerimize sarılıp sabaha kadar sohbet ediyorduk. Her gün her gece. İki gün sonra Zeynep’ in arkadaşı suratı asık bir şekilde Ankara’ya geri döndü(Anlamamıştım)

Ertesi gece, Zeynep bana “biliyor musun geçen dönem burada iki kız yakalanmış” dedi
Ben de “aaa sigara mı içiyorlarmış” diye sazanlamasına atladım. (allahım nasıl bir saflıktır bu. ot bile değil, sigara dedim)
-"Yokk beeeeaa öpüşüyorlarmış" dedi
içimden  “keşke geçen dönem gelseydim” dediğimi hatırlıyorum.(yine anlamamıştım)

Ertesi gün, termal bir havuz vardı kamp yakınında oraya gitmiştik. Sıcak sulardan denize kayıp atlanıyordu filan. Hoş bir yerdi. Bir de kabin vardı mayolarımızı giymek için. Zeynep içerden çıkmayınca ben kapıyı bir daha çaldım gellll dedi girdim, çıplaktı. Çırılçıplaktı, önüme baktım, bakamadım ona. Bu tuhaf gelebilir şimdiki insanlara ama izni olmadan birine bakmak biraz aşağılayıcı bir durum gibi geliyordu bana. Yada heteroseksüellere “bakın aslında sandığınız gibi sapık değiliz, gördüğümüz herkese “o gözle” bakmayız” demeye mi çalışıyordum(ya da kendime) bilmiyorum.
Havuza girdik ve benim saflığımdan artık sıkılan Zeynep daha belirleyici bir hareket yaptı havuzda göğsümü tuttu. Nasıl bir refleks beynimize işlenmişse. Aynı saniyede elini tutup fırlattım ne yapıyorsun sen dedim. Güldü, biz kızlar arada böyle şakalaşırız birbirimizle siz hiç yapmaz mısınız dedi. Yok dedim biz hiç böyle şakalar yapmayız. Çok sert bir tepki vermiştim sanırım öpmeye kalksa o kadar tepki vermezdim içimdeki “aktif” dinamik heyecanlı duruştan mı kaynaklandı yoksa sahiden hiç beklemediğim bir şey olmasından mı bilemiyorum. Onu öyle çok istemiştim ki yıllar sonra bile o anki saflığımdan nefret ettim. Kamptan sonra defalarca Adana’ ya geldi beni ziyaret etti, ama hiçççççç anlayamadım onun da lezbiyen olduğunu ve benden hoşlandığını. Başka birilerinin lezbiyen olabilme olasılığını neden o denli imkansız görüyordum acaba. Hiç görünür değildi insanlar o dönemde, belki de ondan.
Günümüzde bile halâ televizyonda birisi ne zaman gay dese “biipppp” diye bir ses çıkıyor. Adam film çekmiş filmini anlatıyor “biiippp”. Evinde televizyon izleyen 12 yaşında bir çocuk, duymadığı bir şeyin varlığını nereden bilebilir ki. Ve nasıl kendiyle ilişkilendirebilir ki.
Bu çocuk gay ise kendini nasıl sorunsuz kabul edebilir, heteroseksüelse nasıl gay olmanın ayıp, günah olmadığını düşünebilir ki, “biiippp” yani.
Bu ülkede L World yasak, ama reklamlarda karısına “aşkım sana ‘boş’ tan daha hızlı bir çamaşır makinesi alalım” diyen adam yasak değil. Bu çamaşır makinesini neden karına alıyorsun da kendine almıyorsun diye soran yok. Bu reklam filmini izleyen her erkek ve her kız çocuğunun beynini yıkıyorsun o çamaşır makinesiyle diyen yok. Ama gay kelimesinden rahatsız olan çok.
 Yok saymak, görmemeye çalışmak, kabul etmemek her yerdeyken, nasıl haberdar olsun ki bu çocuk kendisi gibi insanlardan. Ve nasıl mümkün olmasın ki teğet geçen aşklar.

 İmkansız sanılan aşkları onikiden vurmak dileğiyle,

Ne mutlu eşcinselim diyebilene…



Tarih: 17.11.2011

Okunma: 3570
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: ScrapT
yeniden çok güzel, çok tatlı bir yazı... söylediklerinde tamamen haklısın.ellerine sağlık :)

  Yorumlayan: MyCat
çok içten ve güzel bir yazı olmuş. tebrik ederim.

  Yorumlayan: MorKedi
teşekkür ederim:)

  Yorumlayan: HELiN_NiLEH_
ÇOK GÜZEL BİR YAZI

  Yorumlayan: internus
her bir yazını okuduktan sonra, bir sonraki yazını okumak için dört gözle bekliyorum hep... şuanda da olduğu gibi...
eline, yüreğine sağlık..

  Yorumlayan: Devran_Devran
Kimi zaman bir Türkü,kimi zaman bir bakış,kimi zaman da sana yaşadıklarını biliyormuş ta karşına geçmiş anlatıyormuş gibidir yaşanmışlıklarımızı gözümüzde,yüreğimizde tekrar tekrar yaşatan.Bu yaşanmışlıklarda ne çok teğet geçtiğim anılarım canlandı yüreğimde.Hayatımda ``KEŞKELERİM``olmadı benim ama,pişmanlıklarımın olduğunu itiraf ettim en büyük harflerle kendime yazınızı okuyunca Mor Kedi.Yüreğimi acıtan,sızlatan o günlere tekrar dönmek,bir garip huzur verdi...
Ayrıca,reklamlar konusundaki tespitinizde çok hoştu.
Teşekkürler...

  Yorumlayan: cobain_kizi
çok içten çok güzel

  Yorumlayan: talince
İçten samimi bizlere özel anılarını açtığın için teşekkürü borç biliyorum kendi adıma..Kocaman yireğine sağlık..

  Yorumlayan: sessizkalp
Yazılarınıza zaman zaman çok gülüyorum. Anlamı duygu yüklü de olsa öyle güzel ki anlatımınız gülümsetiyor beni. Kaç kere okusam bıkarım bilmiyorum. :D


[Yorum eklemek için tıklayın]