Nehir Eroğlu
[email protected]
Yazarın diğer köşe yazıları ...

Bütüteç:    

BU SIRA İNTERNETTE OKUDUKLARIMDAN - 1


Belli başlı tüm uygarlıklarda eşcinsellik cinsel yaşamın bir parçası olarak süregelmiş, bazı uygarlıklarda (Grekler gibi) bir estetik -erotik anlayışının da öğesi olarak yüceltilmiş, bazı uygarlıklar da ise teşvik görmese bile hoşgörüyle karşılanmıştır. Bir tek Yahudi - Hıristiyan geleneğinde, eşcinselliğin sert yaptırımlarla bastırılmak istendiği görülmektedir.

Tep kentinin ünlü 300 kişilik kutsal taburu eşcinsel çiftlerden oluşmuştu. Yıllarca her savaştan galip çıkan bu yenilmez orduyu dize getirmek ancak Makedon Kralı Philip ile oğlu Büyük İskender’e nasip olmuştur.
Grekler eşcinselliği insanın yaradılışında da görmüşlerdir. Aristophanes’in anlattığı bir efsaneye göre, ilk insanlar erkek, dişi ve hermafrodit olarak üç türden oluşmaktaydı. Tanrılara meydan okumaları sonucu, ceza olarak ortalarından ikiye bölünmüşler; böylece hermafroditten erkek ve dişi eşcinseller oluşmuş, sonsuza dek öbür yanlarıyla birleşme özlemi içinde yaşamaya mahkum olmuşlardır.
M.Ö. Altıncı yüzyıldan itibaren de Roma’da eşcinsel seks partilerinin olağan hale geldiği bilinmektedir.
Uzak Doğu uygarlıklarında benzer olgular göze çarpmaktadır. Çin’de Konfüçyüs, çocukların eğitiminde öğretmen-öğrenci dostlu tutku insan sevgisinin en yücelmiş ifade biçimi olarak olağan ve teşvik gören bir olguydu. Yeni yetişen bir erkek çocuğunun eğitimi için yaşlı, deneyimli, ve bilgili bir erkek hocanın yanında kalması gerektiğine inanılırdı.
Japonya’da, genç Samuraylar arasında eşcinsellik, Greklerdeki gibi teşvik görmekteydi. Soylular çevrelerini genellikle fahişelerin oğulları arasından seçilen gençlerle donatırlardı. Aynı kökten gelmelerine karşın, İslam ve Yahudi-Hıristiyan uygarlıklarının eşcinselliğe karşı değişik tavırlar aldıkları görülür. Yahudiler arasında Mısır’dan kovuluşlarından ve Filistin’e yerleşmelerinden sonra görülen milliyetçi akım, çevre topluluklarında görülen cinsel davranışları tümüyle yasaklayıcı kuralların çoğalması ve tabulaşmasına yol açarken, Müslümanlarda İslamiyeti kabul eden yerel kültürlerin davranış biçimlerine uyma şeklinde kendini gösteren bir hoşgörü izlenmiştir. Doğu’da halk edebiyatının önemli bir örneği olan Bin Bir Gece Masallarında ise eşcinselliğin halk arasında sık rastlanan ve kabul gören bir cinsel davranış biçimi olduğunu gösteren birçok öyküye rastlamak mümkündür. Doğu’dan Batı’ya geçince manzara değişmektedir. Eski Ahit’ten bu yana geçen yirmi beş yüzyıl boyunca Batılı toplumlarda eşcinsellerin çeşitli idam cezalarına çarptırıldığını, hapsedildiklerini, sonuçta sürekli olarak toplum dışına itildiklerini görüyoruz.

Dinsel doğmanın etkisindeki toplumun baskılarına karşın, özellikle güzel sanatlarda ve dinsel yaşamın içinde eşcinselliğin düşünce ve davranış olarak devam ettiği görülmektedir. Papalık tahtına kadar tırmanan eşcinsellik, güzel sanatlarda Michelangelo ve Leonardo da Vinci gibi ustaların yapıtlarında yansımıştır.
Yirminci yüzyılda girildiğinde, biryandan duruma insan hakları açısından bakan hümanistlerin, bir yandan da kendi eğilimlerini savunan eşcinsellerin iki kollu bir özgürleştirme kampanyasına giriştikleri izlenmektedir.

Kinsey’in erkek ve kadın cinselliğiyle ilgili raporlarının o ana dek saklı kalmış bazı gerçekleri ortaya çıkarmasıyla, özgürleştirme hareketi bilimsel bir destek bulmuştur.
1970 yılının Haziranında New York’ta polisin eşcinsellerin uğrağı olan bir bara baskın yapmasıyla patlak veren olaylar ve 15-20 bin kadar eşcinselin katıldığı ünlü protesto yürüyüşüyle, ilk kez önyargılı bir kamuoyuna kesin bir tepki gösterilmiştir. Bugün birçok batılı ülkede eşcinsellerin dayanışma örgütleri bulunmaktadır.
Kinsey Raporu, Amerika’daki erkekler arasındaki bir örneklemede orgazmla sonuçlanan eşcinsel temasta bulunmuş erkeklerin oranını %35.5 olarak göstermekte; orgazm kıstası kaldırılınca bu oran %50`yi bulmaktadır. Kinsey’ in bulguları ayrıca, eşcinsellerin en az heteroseksüeller kadar davranışlarında çeşitlilik gösterdiklerini kanıtlamaktadır. Daha sonraki araştırmacılar tarafından da doğrulandığı gibi, “tipik” bir eşcinsel yoktur.
Örneğin eşcinsellerin sevişme tarzıyla ilgili sanıların tamamen yanılgılı olduğu, eşcinsellerin kendi açıklamalarından ve yapılan araştırmalardan meydana çıkmaktadır. Eşcinsel erkek ilişkisi sanıldığı gibi yalnız anal penetrasyon yoluyla gerçekleşmemekte, en önemlisi, eşcinsel çiftlerde etkenlik ve edilgenlik, şu ya da bu eşe özgü bir rol olmamaktadır. Her iki eş de değişik rolleri üstlenmektedir.

Kamuoyu yanılgılarından ve önyargılarından arındırıldıkça, ileri batılı toplumlardan başlamak üzere, eşcinsellerin uzun süredir uygulanan maddi ve manevi baskılardan artık sıyrılmakta olduklarını söylemek olanaklıdır.
Garip bir tezatla, Batı kültürünün tavrının yumuşamaya ve daha akılcı olmaya başladığı bir sırada, bu konuda tarih boyunca hoş görülü davranmış olan Doğulu toplumlar, Batının kültürel etkisiyle eşcinselliğe karşı Batılıların terk etmeye başladıkları tavırları almaya başlamışlardır. Halk, Batılı dogmalar çevresinde düşünmeye alıştıkça, Doğulu toplumlarda her zaman var olan eşcinsellik sosyal bir sorun haline gelir olmuş, hatta Batı yozlaşmasının ithal edilen bir ürünü olarak nitelendirilmiştir.


Eşcinsellik, çok değil 40-50 yıl öncesine kadar birçok Batı ülkesinde hapis cezası öngörülen bir suç olarak kabul ediliyordu. En iyi bilinen örnek, 19. yüzyıl sonunda ünlü İngiliz yazar Oscar Wilde’ın eşcinsel olduğu için hapse mahkûm olmasıydı.

1960’ların cinsel özgürlük talepleriyle birlikte bu ülkelerde hukuki durum çok değişti. Eşcinsellere yönelik hak ihlalleri cinsel ayrımcılık kabul edilmeye başlandı. Ancak medeni hukuk alanında uzun süre bir adım atılmadı. Eşcinsel evliliklerini ilk kabul eden Kuzey Avrupa ülkeleri oldu. 1990’lardan sonra bu eğilim Atlantik’i aştı ve ABD’ye de sıçradı.

Amerika’nın bazı eyaletlerinde eşcinsel çiftlere, evli çiftlerin sahip olduğu bütün haklar veriliyor. Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde de. Ama çiftler evlilik haklarından yararlansa bile birçok ülkede evlat edinmelerine izin verilmiyor. Durum Avrupa’da böyleyken, dünyanın diğer ucunda eşcinsel ilişkiye girenler ölümle cezalandırılıyor. Bazı ülkelerin ise eşcinsellikle ilgili yazılı hiçbir kanunu yok, bu ülkeler eşcinselliği yok sayıyor. Öyle ki iş, toplumsal ahlak anlayışına kalmış durumda. İşte ülkelere göre eşcinsellikle ilgili hukuki durumun bir özeti.

Devamı aynı başlıklı 2. yazımdadır.



Tarih: 11.01.2012

Okunma: 4801
Paylaş Face
Paylaş facebook
Blog
Paylaş Blogger
Frien
Paylaş Friendfeed
Mysp
Paylaş Myspace
Twit
Paylaş twitter


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları lezce.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, alıntılanan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir.



Not: Bu sayfalarda yer alan Köşe yazıları ve okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan lezce.com sorumlu tutulamaz.

  Bu yazıya ait yorumlar

  Yorumlayan: nurrr
TEŞEKKÜRLER GÜZEL BİR ANLATIM....

  Yorumlayan: MorKedi
Zaman ayırıp yazdıklarımı okuyan arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Bir süre yazmayıp,okuyacağım.
Aslında buraya üye olup ta çok güzel yazıları olan insanları reel ortamdan biliyorum. onları da okumak istiyoruzzzzzzzzzzz:)))

  Yorumlayan: MyCat
Her zamanki gibi muhteşem bir yazı. çok, çok güzel,zevkle okudum devamını bekliyorum..:)

  Yorumlayan: Devran_Devran
BÖYLESİNE GÜZEL PAYLAŞIMLARIN OLMASI YÜREKLENDİRİYOR BENİ.ÇOK GÜZEL BİR YAZI...TEŞEKKÜRLER...

  Yorumlayan: talince
Ellerine sağlık..Harika ötesi


[Yorum eklemek için tıklayın]