tr en sk zh ru ro pl nl it fr es el de cs
AnaSayfa lezbiyen Haber lezbiyen Makale lezbiyen Seri ilan lezbiyen İtiraf lezbiyen Duvar lezbiyen Magazin lezbiyen Eğlence lezbiyen Astroloji lezbiyen Forum lezbiyen Sohbet  

Foruma hoş geldiniz


KONU [Forumlar] [Konular]
lezce Tarih : 15.10.2009

Üye
(54 Puan)

      TEKRAR GELMEK GERİ DÖNMEK DEĞİLDİR:

Bitirdiğim uykular var sanıyordum. Gece yatağı çok yaralı diye. Evet, bütün sebep buydu. “Neden dalıp gidiyorsun?” diye sorduklarında tek bir cümleye sığabilecek cevaplar vermek istiyordum. Kendime anlatamadığımı bir başkası anlasın ben de peşimdeki gölgelerin kalabalığından sıyrılayım istiyordum. Olmuyordu. Kendimi hep sana bu mektupları yazarken buluyordum.

Tıpkı bu gece olduğu gibi…

Anılarını çoktan bitirdiğimiz, kırmızı çatıları olan o küçük kente dalıyorum yine. Bütün gücümüzle dünyaya inandığımız o güzel zamanlarımızıdan tanıdığım eski bir dost “buradayım ben “dedi.” Bir kez daha dönüp bakmak için, bu şehri içimden tutmak için geldim.”

İşte o anda bir şey oldu. Anılarımızın bizi getirdiği uzun yol, tersine yuvarlanan domino taşları gibi geriye gidiyor şimdi. Tutamıyorum. Senin hala eski köprünün üzerinden geçerken, altımızdan inadımızın şah damarını tetikleyerek akan o nehre benzeyen yüzüme bakıp,” ke
ndine bir hayat kur” dediğin zamanları hatırlıyorum. İyi yaptım sanıyorsun değil mi? Aramıza yaşayıp yabancısı kaldığımız bu tuhaf uzaklığı yerleştirdiğin için, beni uçurum kıyısından kurtarmış gibi hissediyorsun. Oysa şimdi o kadar uzak ki, bir hayat kurabilecek dirençli ellerim. Dokunduğum birçok şey öldü. Kaç yıl geçti? Bir anının nöbetini tutmaya izin vermeyecek kadar uzun zamanlar. O kadar çok yüz girdi ki hayatıma. O kadar çok yüzün arasından seninki kadar güzel bir tane bulamadım.

Oysa neydi ki senin yüzün? Büyük koşturmalar içinde küçülen kendinden vazgeçmeye çoktan hazır bir yeniklik. Benim yüzüm neydi ki? Önünde açılan büyük denizleri bu yenilgiyi zafere çevirmek için görmezden gelmeye hazır düşüne tutkun bir inat. Basit gibi göründüğü için hırpalamaya meyilli bir hikaye ördük. İlmeklerimiz damarlarımızı düğümlemiş. Sen daha kolay çıktın o düğümün içinden, ben tam da çözülmeyi beklediğim yerde karışıp kaldım. Birileri gelip kuvvetli elleriyle o düğümü kurcaladı
ğında canım acıyordu, çünkü içine sıkışıp kalan kalbimi kimseler görmüyordu.

Evet bütün bunlar o küçük şehirde oldu. Elbette ağır kanamalardan ibaret değil o şehrin bizde kalanları. Gökyüzünün sonsuz kıvrımlarını üzerimize açtığı beyaz çarşafı var örneğin. Ne kadar yürüsek de yorulmadığımız sokakları. Ayağımızın altında çıtırdayan yaprakları… Bir de çok soğuk olurdu kışın, hırkalarımıza sarılıp ısınmaya çalışırken, “Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider” dizelerini ezber ederdik. Bir şair tafrası tutturmuş gidiyorduk. Yüzüne baktıklarımızı maskeleri olmadan görüyorduk. Aşık oluyorduk ve bunu gerçekten yapıyorduk. Çocuk oluyorduk ve büyümek için gerçek hevesler ediniyorduk. Gece diyorduk, karanlıktan fazlası düşüyordu avuçlarımıza. Yaşıyorduk yani. Sahiden yaşıyorduk. Kanımızın damarlarımıza çarparak akmasından, hissettiklerimizin dilimizin ucundan yaramaz bir çocuk gibi kaçıp gidivermesinden, yalana ve mazerete değil, sapasağlam canlı bir düşe tutulmaktan
çekinmiyorduk. Güzeldik. Şehir bize aynaydı. Saçlarımızı güneşte kuruttuğumuz, ellerimizi yağmurla yıkadığımız günlerdi.

Bugün, o küçük kentin zarafetle hayatımıza bıraktığı eski dost, bana o kentten bir eski şarkı hatırlattı. Dinlesen korku dolu gözlerimi gözlerine kocaman bir yelken gibi açtığım günler gelir aklına. Anımsamaya korkarsın. Oysa sen ardında bıraktığın şehirlere dönüp bakmakta ustasındır. Uzun yolculuklarda geçirdiğin güzel zamanların, geçtiği yerleri kanatmayı da iyi bilirsin. O şehirlerden yaşanmışlıklar çalıp yenilerini kovalamak, bizim telaşlı dilimize çok eskilerden kalma bir yemindir. Ama geri dönmek diye bir şey yoktur değil mi? Sadece ara sıra tekrar gitmek vardır. Böylece umduklarını bulamadığın için örselenmezsin.

Unutma, yok sayma yaşadıklarını. Ben sana kilometrelerce öteden, ışık hızıyla kağıda dökülen bu mektupları yazıyorsam eğer, içimde dünden kalma bir sızı var diyedir. Geçmişi silmek, bir kente geri dönmek gibidir. Ne orası bulmak ist
ediğin yerdir, ne de sen artık orada olmak istediğin insansındır. Eksilip bir başka varlığa bürünmek bizi biz yapan izimizdir aslında. Şimdi uzun bir zamanı eteğinden tutmuş sana gönderiyorsam yeniden, bir sebebi var.

Çünkü ben bu gece erik ağaçlarına bakıp doğumumuzu gördüğümüz o şehrin gölgelerini kovalıyorum. O eski köprünün üzerinde durmuş altından geçen ırmağa yüzünü okutuyorum. Birçokları için coğrafi bir izdir o nehir. Haritalar için iki ülkeyi birleştiren bir sınır işaretidir. Oysa o nehir, kıyısında şarap içtiğimiz soğuk kış gecelerini bize gerçek yapar. O nehir içimizden ayrılan kara parçalarını kollar ve daha fazla kaybolmayalım diye tutar gözden kaçırdığımız kıyıları bize getirir. O nehir ki, üzerinde durup bütün bir gece ışıkları izlediğimiz eski köprünün taşlarından hayat yolumuzu örmüştür. Gözden kaçırdığımız hayat eğrimizin en güzel kavisi burada çizilmiş ve bizi çok şehirler dolaştırıp çok yoran bir başka kıyıya sürmüştür.

Sen bunları bilmezsin. Harit
anın batısından başlayıp doğusuna sürdüğün keskinliğini yitirmiş bakışların, sana gönderdiğim pulsuz mektupları taşımaya yetmez.

Ama eski dostumun hakkı var, geri dönmeyi beceremesek de, tekrar geçmeliyiz sevdiğimiz şehirlerden. İzlerimizin tazeliğini gün geçtikçe azaltan rüzgarları izleyip, eteğimizdeki taşları nehre atıp geri gelmeliyiz. Biz o şehrin güzel kalmayı becerebilen çocukları değil miyiz? Yürüdüğümüz tüm sokaklarda ayak izlerimiz var ve bizi biz yapıyor eski zamanların ardından yürüdüğümüz bütün yollar.
 
 
 
CEVAPLAR
Sayfalar:  1


 
-----------------------------------------------------
Copyright©2008 - Lezce bir Kodme hizmetidir
-----------------------------------------------------


forum, chat, sohbet, haber, sinema, arkadaş, partner, muhabbet, odaları, odası, kanalı, itiraf, sitesi, siteleri.